﻿<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?><rss version="2.0"><channel><title>TURAN Uluslararası Sosyal ve Beşerî Bilimler Dergisi  Makaleler</title><link>http://www.turanusbb.com/</link><description /><language>tr</language><image><url /><title /><link /></image><item><baslik>The Concept of Turan and Turanism</baslik><title>Turan Kavramı ve Turancılık</title><description>Makalede Turan kavramının çıkışı ve gelişmesi, en eski kaynaklardan bugüne doğru incelenmiş, kavramın çeşitli kaynaklarda kullanılışı örneklerle gösterilmiştir. Eski İran kaynaklarında, Avrupa bilim dünyasında kavramın nasıl ve ne anlamlarda kullanıldığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Macaristan ve Türkiye’de Turan kavramına verilen anlamlar özel olarak belirtilmiştir. Turan kavramına dayalı olarak Türkiye ve Macaristan’da ortaya çıkan Turancılık akımı, başlıca temsilcileri ve kuruluşlarıyla ele alınmış ve akımın nasıl bir yol izlediği ortaya konulmaya çalışılmış; Japonya’daki Turancılık akımına da kısaca dokunulmuştur. Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Yusuf Akçura, Ahmet Ferit Tek, Mehmet Emin Resulzade, Nihâl Atsız gibi düşünce adamlarının Turan ve Türk birliği hakkındaki düşünceleri de kısa çizgilerle verilerek Turancı düşüncenin Türkiye’deki genel çizgileri ve istikameti belirlenmeye çalışılmıştır. Turancılığı, sadece Türk boylarının birliği olarak anlayanlarla Ural-Altay kavimlerinin birliği olarak anlayanların belirlenmesi yanında siyasi birlik / kültür birliği şeklindeki farklılıklar da gösterilmiştir. Makalenin sonunda resmî ve resmî olmayan kuruluşlarda Turancılık akımının ve Türk dünyası ilişkilerinin bugüne uzanan uygulamaları da ele alınarak resim tamamlanmaya çalışılmıştır.&lt;br/&gt;In the article, the emergence and development of the concept of Turan have been examined from the oldest sources to the present, and the use of the concept in various sources has been shown with examples. In ancient Iranian sources, it has been tried to reveal how and in what sense the concept was used in the European scientific world. The meanings given to the concept of Turan in Hungary and Turkey are specifically stated. The Turanism movement, which emerged in Turkey and Hungary based on the concept of Turan, was discussed with its main representatives and organizations, and it was tried to reveal how the movement followed. Also, the Turanism movement in Japan has been briefly mentioned. The general lines and direction of Turanian thought in Turkey were tried to be identified by giving brief lines of the thoughts of thinkers such as Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Yusuf Akçura, Ahmet Ferit Tek, Mehmet Emin Resulzade, and Nihâl Atsız about Turan and Turkish unity. In addition to the identification of those who understand Turanism only as the unity of Turkish tribes and those who understand it as the unity of Ural-Altaic tribes, differences in the form of political unity/ cultural unity are also shown. At the end of the article, the picture has been tried to be completed by considering the practices of the Turanism movement and Turkish world relations in official and unofficial organizations.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=3</link></item><item><baslik>Merdivenler: A Novel Reflected From a Poem</baslik><title>Bir Şiirin Romana Yansıması: Merdivenler</title><description>Türk toplumunda tarihe olan ilginin giderek arttığı görülmektedir. Yazarların dikkatlerini yakın geçmişe yönelttikleri, birkaç nesil önce yaşanmış olayları araştırdıkları ve romanlarının konularını gerçek olaylardan hareket ederek kurguladıkları görülüyor. Gerek toplumda, gerekse yazarlarda gerçeklere yönelmenin daha ağır bastığını, edebî eserlerde gerçek olayların öne geçtiğini, kurgunun ikinci plana itildiğini söylemek mümkündür. Son yıllarda, 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında yaşanmış olaylardan ve gerçek kişilerden konularını alan sayısız roman yazılmıştır ve yazılmaktadır. Bu yazımızda bu romanlardan biri olan Merdivenler adlı eser üzerinde durduk. Merdivenler, Ahmet Haşim’in son günlerinde evlendiği Zarife Güzin Hanımın ailesinin anlatıldığı bir eserdir. Romanın adı, Ahmet Haşim’in Merdiven şiirinden alınan ilhamla oluşturulmuştur. Romanda Zarife Güzin Hanımın ailesi altı nesillik bir süre içinde anlatılıyor. Bu nesillerin romandaki temsilcilerini şöyle sıralamak mümkündür: Abdülkerim’in babası (Rusçuk Yaranının arkadaşı olduğu belirtiliyor)-Abdülkerim-Tevfik-Kerim-Zarife-Rabia. Romanda aile fertlerinin yaşantıları konu edilirken devrin siyasi olaylarına da değinilmiştir. Romanın son kısmında Zarife’nin Ahmet Haşim’le tanışması, arkadaşlıkları, dostlukları ve evlenmeleri, Haşim’in hastalığı ve ölümü anlatılıyor. Bu kısımda şairin mizacına ve şiirlerinin muhtevasına, derin ve yoğun duygu dünyasına da geniş olarak yer verilmektedir. 20. yüzyılın başlarında patlayan savaşlar, devletin yıkılması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu, ailelere doğrudan doğruya tesir eden ve aile fertlerinin kaderlerini değiştiren, onların mutsuz olmalarına ve yıllar yılı acı çekmelerine sebep olan siyasî olaylar, aileleri birbirine düşman eden ve zamanla kan davası hâlini alan farklı siyasi görüşler, romanda işlenen konuların başında gelmektedir. Romanda ayrıca Zarife’nin kişiliği, mizacı, kuvvetli ve etkili şahsiyeti, kabiliyetleri (müziğe olan ilgisi ve yeteneği) üzerinde durulmuş, yetişme şartları anlatılmıştır. Diyebiliriz ki roman, yazar tarafından Haşim’in şiirlerine duyduğu ilgi ve hassasiyete benzer bir şekilde, incelikle işlenmiş ve ustalıkla oluşturulmuş nitelikte bir eserdir. Bu roman suretiyle yazar, Ahmet Haşim’i ve onun son yıllarında tanıdığı Zarife Güzin Hanımı edebiyat tarihine ve roman dünyasına aksettirmek suretiyle onları ölümsüzleştirmeyi başarmıştır.&lt;br/&gt;The interest towards history is gradually increasing in Turkey. The authors focus on the recent past, concentrate on events that happened a few generations ago, and construct the theme of their novels on real events. It is possible to say that orientation to the real events is more dominant both in the society and among the novelists, i.e. real events take precedence in literary works in comparison to fiction. Numerous novels have been written in recent years, focusing on real events and persons of the 19th and early 20th centuries. This article discusses one of these novels, called Merdivenler (Stairs). Merdivenler is a work depicting the family of Zarife Güzin Hanım, whom Ahmet Haşim married in his last days. The title of the novel was inspired by Ahmet Haşim's poem Merdiven (Ladder). In the novel, Zarife Güzin Hanım's family is told over a period of six generations. It is possible to list the representatives of these generations in the novel as follows: Abdülkerim's father (as a friend of Rusçuk Yaran), Abdülkerim, Tevfik, Kerim, Zarife, Rabia. The political events of the period are also mentioned in parallel to the lives of family members. Zarife's meeting with Ahmet Haşim, their friendship, marriage, Haşim's illness and death are told In the last part of the novel. The personality of the poet, the content of his poems, his deep and intense emotions are given widely in this section. Wars of the early 20th century, the collapse of the state, the birth of the Republic of Turkey, the political events that influenced the family badly, the political views that caused them to hate each other are the main topics covered in the novel. Zarife's personality, strong and effective nature, her talents (interest and talent in music) and the growing conditions are also emphasized in the novel. We can say that Merdivenler is a skillful novel and created by its author similar to the Haşim's poems. The novelist succeeded in immortalizing Ahmet Haşim and Zarife Güzin Hanım by his artwork.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=5</link></item><item><baslik>Toponymies in Anatolia Between 1453-1650</baslik><title>1453-1650 Yılları Arasında Anadolu’daki Yer Adları</title><description>1071’den sonraki yıllarda Anadolu’nun hemen her yöresine yerleşen Türkler, bu coğrafyaya ya Asya’da iken oturdukları yerlerin ya da yaşadıkları coğrafyada tanıdıkları (yer, dağ, ova, yaylak, dere, çay, ırmak, nehir, göl gibi) yerlerin adlarını vermişlerdir. Anadolu’nun çeşitli yörelerine yerleşen Oğuz boylarının yerleştikleri coğrafyada bıraktıkları yer adları üzerine Türkiye’de değerli çalışmalar hazırlanmıştır. Makalede Yusuf Halaçoğlu’nun Anadolu’daki Oğuz ve öteki Türk boylarının yerleşmeleri ve bu geniş coğrafyada bıraktıkları yer adları üzerine hazırladığı “Anadolu’da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar (1453-1650)” adlı eserde yer alan Anadolu’yu yurt tutmuş Türk boylarının, 1453-1650 (İstanbul’un fethinden 1650 yılına kadar) Osmanlı topraklarındaki yer adlarının çeşitliliği listelenerek ortaya konulmuştur. Yer adlarının alfabetik olarak gösterildiği bu listede aynı zamanda bu isimlerin kökenleri gösterilmeye çalışılmıştır. Alfabetik listeden sonra yer adları üzerinde tematik bir tasnif hazırlanarak Kişi Adları; Boy, Soy, Oymak, Cemaat Adları; Hayvan Adları; Bitki Adları; Renk Adları ve Sayı Adları ile kurulmuş olanlar şeklinde belirlenen başlıklar altında incelenmiştir. Bu çalışma ile Türk dili ve Türk tarihi alanlarında çalışan Türkologların, Türk Onomastiği (kişi, yer, su/nehir/göl/, dağ, ova, şehir adları) üzerine dikkatlerinin çekilmesi ve çalışmaları yönlendirmeleri amaçlanmıştır.&lt;br/&gt;The Turks, who settled in almost every region of Anatolia in the years after 1071, named this
geography either the places they lived in Asia or the names of the places such as mountain, plain,
highland, stream, creek, river, lake they knew in the geography they lived in. Valuable studies have
been conducted in Turkey on the place names given by the Oghuz cla n who settled in various
regions of Anatolia. In this article, the Turkish clans who made Anatolia their homeland from 1453
to 1650 (from the conquest of Istanbul to 1650) was listed and presented underlying the diversity
of toponym ies based on the work ti tled “Anadolu’da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar (Clans,
Communities, Cults in Anatolia) (1453 1650)” carried out by Yusuf Halaçoğlu on the place names
of the Oghuz and other Turkish clans in Anatolia and the toponymies they gave in this wide
geography. In this list, where the place names were shown in alphabetical order, the origins of
these names were also shown. After the alphabetical list, a thematic classification was prepared on
the toponym ies and it was examined under the headings determined as the to ponym ies formed by
giving Person Names, Clan, Family, Cult, Community Names; Animal Names; Plant Names, Color
Names and Number Names. With this study, it is aimed to draw the attention of Turcologists
working in the fields of Turkish language and Turkish h istory on Turkish Onomastics (person,
place, water/river/lake/, mountain, plain, city names) and to direct their studies.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=6</link></item><item><baslik>A Language Teaching Book: Uygur Tilidin Asas</baslik><title>Bir Dil Öğretim Kitabı: Uygur Tilidin Asas</title><description>Çinli araştırmacılara göre Çin’deki Türk lehçeleri üzerine metotlu çalışmalar, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra başlar. Çin’de özellikle bu lehçeler üzerine araştırma ve öğretim yapan kurumların birçoğu Pekin ve Şincan’da bulunmaktadır. Şincan Üniversitesi, Şincan Normal Üniversitesi ve Şincan Sosyal Bilimler Akademisi’nin Dil Tetkik Enstitüsü bu kurumlar arasındadır. Bu çalışmada Şincan Üniversitesi yayınları arasında yer alan Uygur Tilidin Asas (2009) adlı dil öğretim kitabı ses bilgisi öğretimi, okuma parçalarının seçimi, konuşma cümleleri, dil bilgisi öğretimi, alıştırmalar ve sözlükçenin hazırlanışı bakımından incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Uygur Tilidin Asas, elifba kitaplarında uygulanan kolaydan zora, basitten karmaşığa ilkesi gözetilerek gelenekçi yaklaşımla hazırlanmış Uygur lehçesi öğretim kitabıdır. Uygur Tilidin Asas adlı çalışmada modern dil öğretim setlerine kıyasla konuların işlenişi ve sunumu bakımından ekonomik olma ilkesi gözetilmiştir. Modern dil öğretiminde “konuşma, yazma, okuma, dinleme” becerileri birbirini destekleyecek biçimde sürdürülür ve dil öğretim kitabına destek verecek ders malzemeleri de sunulur. Dil öğretim kitabı içinde öğreneni motive edecek görsel malzemeye de yer verilir. Çinli araştırmacılar, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra Türk lehçeleriyle ilgili metotlu çalışmalar yapıldığını belirtseler de Çin’in en büyük azınlıklar neşriyatı olan Milletler Neşriyatının Uygurca kitap kataloğu incelemeleri, ifade edilenlerin gerçekleri yansıtmadığını ortaya koymaktadır. Uygur Tilidin Asas iyi niyetle, gayretle hazırlanmış bir çalışma olsa da Yeni Uygur Türkçesinin öğretimi konusunda modern dil öğretim metotlarından, uygulamalarından uzaktır; dil ve lehçe öğretimine destek veren görsel ve işitsel malzemeyi de içermemektedir. Bu çalışmada Yeni Uygur Türkçesi öğretimi örneğinden hareketle Türk lehçelerinin öğretiminde modern dil öğretim yöntemleri metotlarına uygun yazılı, görsel, çevirim içi çalışmalara duyulan ihtiyaca dikkat çekilmek istenmiştir.&lt;br/&gt;According to Chinese researchers, methodical studies on Turkish dialects in China begin after the founding of the People's Republic of China. Many of the institutions that conduct research and teaching especially on these dialects in China are in Beijing and Xinjiang. Xinjiang University, Xinjiang Normal University, and the Linguistic Research Institute of the Xinjiang Academy of Social Sciences are amongst these institutions. This study examined and evaluated phonetics teaching, selection of reading passages, speech phrases, grammar teaching, exercises, and glossary preparation of the language teaching book Uygur Tilidin Asas (2009), which is among the publications of Xinjiang University. Uygur Tilidin Asas is a Uyghur dialect teaching book prepared with a traditional approach, considering the principle from easy to difficult, from simple to complex, which is also applied in Elif-ba books. The work Uygur Tilidin Asas the principle of being economical in terms of the processing and presentation of the subjects has been observed, compared to modern language teaching sets. In modern language teaching, "speaking, writing, reading, and listening" skills are maintained in a way that support each other and course materials to support the language teaching book are also provided. Visual material that are aimed to motivate the learner is also included in the language teaching book. Even though Chinese researchers state that methodical studies on Turkish dialects have been started only after the establishment of the People's Republic of China, Uyghur book catalog reviews of the Publications of Nations, China's largest minorities publication, reveal that the statements do not reflect the facts. Although Uygur Tilidin Asas is a diligent work with good intentions, itis far from modern language teaching methods and practices in the teaching of New Uyghur Turkish. It also does not include audio-visual materials that support language and dialect teaching. This study aimed to draw attention to the need for written, visual and online studies in accordance with modern language teaching methods in the teaching of Turkish dialects, based on the example of teaching the new Uyghur Turkish.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=8</link></item><item><baslik>The Birth, Historical Development and Issues of Children’s Theatre in Kazakhstan</baslik><title>Kazakistan’da Çocuk Tiyatrosunun Doğuşu, Tarihî Gelişimi ve Meseleleri</title><description>Kazak çocuk tiyatrosu, Modern Kazak edebiyatında diğer edebî türlere daha geç teşekkül etmiştir. Kazak araştırmacılar Kazak tiyatrosunun doğuşunu, Abay Kunanbayev’in ölümünden on yıl sonra şairin anısına Semey şehrinde yapılan törene dayandırmaktadırlar. 1917 yılında Semey şehrinde Abay’ın eşi Aygerim’in köy evinde Muhtar Avezov’un “Enlik- Kebek” isimli piyesinin sahnelenmesi, Kazak tiyatrosunun başlangıcı olarak kabul görmekte ise de bazı araştırmacılar 1946 yılında sahnelenen “Altın Saka” isimli piyesi Kazak çocuk tiyatrosunun başlangıcı olarak kabul etmektedirler. M. Akınjanov tarafından yazılan bu piyes, aynı zamanda Kazak çocuk tiyatrosunun sahnelenen ilk eseri olması yönüyle dikkate değerdir. Buna mukabil 1934 yılında kaleme alınan “Mektep” adlı piyesi de yazar Jansügirov çocuklara ithaf etmiştir. Kazak çocuk tiyatrosu kaynak olarak büyük oranda halk kültürüne dayanmaktadır. Yani piyeslerdeki millî unsurlar halk kültürünün belirleyici etkisiyle oluşmuştur. 20. yüzyıldaki Kazak çocuk tiyatrosunun temel konularını Sovyet ideolojisi, masal ve fantastik unsurlar, halkın başından geçen gerçek olaylar, doğa olayları ve barış olarak sınıflandırabiliriz. Kazak edebiyatı üzerine yapılan inceleme ve araştırmalarda Kazak çocuk tiyatrosu üzerine çok fazla çalışma bulunmamaktadır. Bu makalede, alana katkı sağlaması amacıyla Kazak çocuk tiyatrosunun doğuşu, gelişimi ve önemi meselelerine değinilip sonuç bölümünde de Kazak çocuk tiyatrosunun geleceğine dair bazı fikirlere yer verilmiştir.&lt;br/&gt;Kazakh children's theater was formed later than other literary genres in modern Kazakh literature. Kazakh researchers attribute the birth of Kazakh theater to the ceremony held in the city of Semey in memory of the poet ten years after the death of Abay Kunanbayev. Although the staging of Muhtar Avezov's play named “Enlik-Kebek” in the village house of Aygerim, Abay's wife in Semey city in 1917, is accepted as the beginning of Kazakh theatre, some researchers consider the play “Golden Saka” staged in 1946 as the beginning of Kazakh children's theater. they accept. This play, written by M. Akınjanov, is also noteworthy as it is the first work of Kazakh children's theater to be staged. On the other hand, the play "School", written in 1934, was dedicated to children by the writer Jansugirov. Kazakh children's theater is largely based on folk culture as a source. In other words, the national elements in the plays were formed by the determining influence of the folk culture. We can classify the main subjects of Kazakh children's theater in the 20th century as Soviet ideology, fairy tales and fantastic elements, real events, natural events and peace. There are not many studies on Kazakh children's theater in the studies and researches on Kazakh literature. In this article, the birth, development and importance of Kazakh children's theater are mentioned in order to contribute to the field, and in the conclusion part, some ideas about the future of Kazakh children's theater are given.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=10</link></item><item><baslik>Substitution in Turkish and the Example of Nehcü’l-Ferâdîs</baslik><title>Türkçede Değiştirim ve Nehcü’l-Ferâdîs Örneği</title><description>Metindilbilimin dil bilgisel bağdaşıklık konularından biri olan değiştirim; metin içi ilişkilerin düzenlenmesine, metnin akıcılığının ve anlaşılırlığının artmasına etki eden yüzey yapı unsurlarından biridir. Değiştirimde yeri tutulan unsur ile yerine geçen unsur arasında isim düzeyinde, fiil düzeyinde ve cümle düzeyinde dil bilgisel bir ilişki bulunur. Değiştirimi sağlayan araçlar; anlamını yerine geçtiği unsurlardan kazanır. Metindilbilim çalışmalarında en çok işlenen bağdaşıklık unsurlarından biri olan değiştirim konusunu pek çok araştırmacı incelemiş fakat yapılan çalışmalarda değiştirim ile ilgili açıklamaların değiştirimin ne olduğu ya da ne olmadığı sorusuna net bir cevap vermediği fark edilmiştir. Bu çalışma ile değiştirim ile ilgili birtakım sorulara cevap verilmiş, değiştirimi gönderim ve eksiltiden ayıran ya da onlara yaklaştıran yönler tespit edilmeye çalışılmış, Türkçede hangi unsurların değiştirim sağladığı konusu ele alınmıştır. Elde edilen sonuçlar üzerinden Türk dilinin en önemli tarihî metinlerinden biri olan Nehcü’l-Ferâdîs’in birinci babı incelenmiş ve değiştirimi sağlayan unsurlar saptanarak bu unsurlar aracılığıyla sağlanan metinsel ilişkiler açıklanmıştır.&lt;br/&gt;Substitution, which is one of the grammatical cohesion topics of textlinguistics; it is one of the surface structure elements that affect the arrangement of intertextual relations and increase the fluency and intelligibility of the text. There is a grammatical relationship between the element that takes place in the replacement and the element that replaces it at the noun level, verbal level and clausal level. Tools of replacement; gains its meaning from the elements of replaces. Many researchers have examined the subject of substitution, which is one of the most studied cohesive elements in textlinguistics studies, but it has been noticed that the explanations about substitution do not give a clear answer to the question of what the substitution is or not. With this study, some questions about substitution have been answered, the aspects that distinguish or approximate to substitution from reference and ellipsis have been tried to determined, and the subject of which elements provide substitution in Turkish is discussed. Based on the results obtained, the first chapter of Nehcü’l-Ferâdîs which one is one of the most important historical texts of the Turkish language, was examined and the textual relations provided through these elements were explained by determining the elements that provided the substitution.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=13</link></item><item><baslik>Rus-Türk İlişkileri Tarihinin İncelenmesi Açısından Bir Kaynak Temeli Olarak St. Petersburg Arşivlerinden Belgeler</baslik><title>Документы архивов Санкт-Петербурга как источниковая база исследования истории российско-турецких отношений</title><description>В статье делается обзор государственных архивов Санкт-Петербурга, в которых хранятся документы, свидетельствующие о развитии российско-турецких отношений на протяжении XVIII-XXI вв. Проводится анализ содержания фондов Российского государственного исторического архива, Центрального государственного исторического архива Санкт-Петербурга, Центрального государственного архива Санкт-Петербурга, Центрального государственного архива историко-политических документов, Центрального государственного архива научно-технической документации Санкт-Петербурга, Центрального государственного архива литературы и искусства Санкт-Петербурга и Центрального государственного архива кинофотофонодокументов Санкт-Петербурга. Делается вывод о том, что петербургские архивы обладают ценными источниками об истории российско-турецких отношений, которые до сих пор не введены в научный оборот.&lt;br/&gt;Çalışmada XVIII-XXI. yüzyıllar boyunca Rus-Türk ilişkilerinin gelişimine tanıklık eden belgeleri içeren St. Petersburg devlet arşivleri incelenmektedir. Rusya Devlet Tarih Arşivi, St. Petersburg Merkez Devlet Tarih Arşivi, St. Petersburg Merkez Devlet Arşivi, Merkezi Devlet Tarihi ve Siyasi Belgeler Arşivi, Merkezi Devlet Bilimsel ve Teknik Belge Arşivi, St. Petersburg Merkez Devlet Edebiyat ve Sanat Arşivi ve St. Petersburg Merkez Devlet Sinema ve Fotoğraf Belgeleri Arşivinde bulunan kaynaklar ele alınıp analiz edilmektedir. Söz konusu çalışma sayesinde St. Petersburg arşivlerinin Rus-Türk ilişkilerinin tarihi ile ilintili henüz bilinmeyen ve akademik camiada kullanılmayan değerli kaynaklara sahip olduğunu söylemek mümkündür.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=14</link></item><item><baslik>Gerçeğin Ölçüsü Ve Gerçeğin Ortaya Konması (Mizanü’l-Hak &amp; İzharü’l-Hak)</baslik><title>Balance And Exhibition of The Truth (Mizanu’l-Haq &amp; Izharu’l-Haq)</title><description>After the Christians took over the administration in India in the 19th century, they put forward their missionary activities under the shadow of their power. Missionaries intensified their activities in places where the people were crowded in India. They did most of their activities on the Muslims. The book Mizanu'l-Haq was written as a propaganda tool against Islam. Based on Pfander's Mizanu'l-Haq work and activities, the UK based British Church Missionary Society -CMS-, which had the view that he was a successful missionary, gave Pfander the nickname "Champion of Missionaries". As a result of both written and verbal challenges by Christian missionaries against Islam rather than other religions, the great Islamic scholars of the period were worried and decided to respond to such accusations. As a result of the famous discussion/debate between Rahmatullah Kairanavi and priest Pfander, which took place at the Church Missionary Society school in Agra, a work like Izharu’l-Haq was created. The Ottoman Empire also gave great importance to Rahmatullah Kairanavi and his world-famous work called Izharu'l-Haq. Just as the Islamic world saw Pfander's work Mizanu'l-Haq as dangerous to Islam, Kairanavi's Izharu'l-Haq frightened the Christian world in the same way. This article throws light upon an understanding of the general characteristics of India, especially its religious situation, at the time of the debate. It deals with the extent to which the people of India were affected by these events, and how and in which environment Izharu’l-Haq emerged.&lt;br/&gt;19. yüzyılda Hıristiyanların Hindistan’daki idareyi ele geçirdikten sonra iktidarlarının gölgesi altında misyoner faaliyetlerini ortaya koymuşlardır. Misyonerler, Hindistan’da halkın kalabalık bulunduğu yerlerde faaliyetlerini yoğunlaştırmışlardır. Onlar, faaliyetlerinin ekserisini Müslümanların üzerine yapmışlardır. Mizanü’l-Hak adlı eser, İslam'a karşı bir propaganda aracı olarak kaleme alınmıştır. Pfander’in Mizanü’l-Hak eserinden ve faaliyetlerinden, başarılı bir misyoner olduğu görüşüne sahip olan İngiltere merkezli British Church Missionary Society -CMS- Pfander’e “Misyonerlerin şampiyonu” lakabını vermiştir. Hıristiyan misyonerlerinin diğer dinlerden daha ziyade İslam aleyhine hem yazılı hem de sözlü meydan okumaları neticesinde dönemin büyük İslam âlimleri endişelenmişler ve bu tür ithamlara cevap vermeye karar vermişlerdir. Agra’daki Kilise Misyonerlik Cemiyeti’nin Church Missionary Society okulunda gerçekleşen Rahmetullah Keyranevi ile papaz Pfander arasındaki meşhur tartışmanın/münazaranın neticesinde İzharü’l-Hak gibi bir eser meydana gelmiştir. Osmanlı Devleti de Rahmetullah Keyranevi’ye ve onun İzharü’l-Hak adlı dünyaca meşhur eserine çok önem vermiştir. İslam dünyası Pfander’in Mizanü’l-Hak isimli eserini İslamiyet’e karşı nasıl tehlikeli gördüyse, Keyranevi’nin İzharü’l-Hak isimli eseri de Hıristiyan dünyasını aynı şekilde ürkütmüştür. Bu makale, münazaranın gerçekleştiği dönem Hindistan’ın genel özelliklerinin, özellikle de dinî durumunun anlaşılmasına ışık tutar. Hindistan halkının bu olaylardan ne ölçüde etkilediğini, İzharü’l-Hak’ın hangi ortamda, nasıl ortaya çıktığını ele almaktadır.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=15</link></item><item><baslik>Ashik Hüseyin’s Epic of Famine in Kırşehir</baslik><title>Âşık Hüseyin’in Kırşehir’deki Kıtlığı Anlatan Destanı</title><description>İnsanoğlu yaratılışından itibaren doğa ile iç içe olmuş, kimi zaman uyum içinde yaşarken kimi zaman da mücadele etmiştir. Tabiatta meydana gelen pek çok olay, zaman zaman afete dönüşerek insanları bu mücadelede çaresiz bırakmış ve toplumların üzerinde yıkıcı bir etkiye sebep olmuştur. Kıtlık afeti, Anadolu topraklarında muhtelif zamanlarda etkili olmuştur. Kıtlık; salgın hastalık, açlık, susuzluk hatta ölümlere yol açmıştır. Dönemin sosyal ve gündelik hayatından, toplumun yaşantısından izler taşıyan Âşık tarzı şiirlerde, yaşanan kıtlıkları ve bunların yansımalarını görmek mümkündür. Halk şairleri, meydana gelen olayları kendi duygu süzgecinden geçirip dile getirirken bunların halk üzerindeki etkilerini de aksettirir. Toplumun büyük bir bölümünü derinden etkileyen ve çoğu zaman büyük olumsuzlukların yaşanmasına sebebiyet veren kıtlık hadiselerine karşı duyarsız kalmayan âşıklar, bu afeti şiirlerinde konu edinmişlerdir. Çalışmamızda 1873-1875 yılları arasında etkisini hissettiren, çok büyük can ve mal kaybına sebep olan Orta Anadolu kıtlığı; Kırşehirli Âşık Hüseyin’e ait bir kıtlık destanı üzerinden incelenmiştir. Kıtlığın etkileri şiir üzerinden değerlendirilmiştir.&lt;br/&gt;Since its creation, mankind has been intertwined with nature, sometimes living in harmony and sometimes struggling. Many events in nature have turned into disasters from time to time, leaving people helpless in this struggle and having a devastating effect on people and societies. Famine disaster has been effective in Anatolian lands from time to time. Famine; epidemics, hunger, thirst and even death. Anatolia; due to the lack of rainfall, locust invasion, severe cold, war, these disasters. It is possible to see the scarcity and reflections of lover-style poems that bear traces of the social and daily life of the period and the life of the society. Folk poets pass the events through their own filter of emotions and express their influence on the people. Lovers who are not insensitive to the famine events that affect a large part of society deeply and often cause great negativity, have discussed this disaster in their poems. In our study, the Central Anatolia famine, which caused a great loss of life and property that had an effect between 1873 and 1875, was examined through a famine saga belonging to The Lover Hüseyin of Kırşehir. The effects of famine were evaluated through poetry.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=16</link></item><item><baslik>On Fairy Tale, Legend, Proverbs And Sayings</baslik><title>Masal, Efsane, Atasözü ve Deyim Üzerine</title><description>Halk bilimi alanına giren dallar arasında zaman zaman son derece sıkı bağların olduğu görülür. Bu bağlar bazen pek sıkı olmazsa da bir çizginin daireden teğet geçmesi gibi bir ortak noktada birleşiverir. Biz de üzerinde 55 yıldır çalıştığımız masal dünyasının çeşitli katmanlarında dolaşırken karşımıza bazen efsane gibi kardeş terim çıkıverir. Ancak öyle tesadüfler olur ki onlar arasında çok az diyebileceğimiz yakınlıkların olduğu görülür. Yazımızın konusu olan başlığımızdaki dört madde bunun güzel örneklerini oluşturmaktadır. Bir masalın atasözüne veya deyime dayandırılmasını yadırgamamız gerekir. Ancak iki türün/dalın olayları sunuş biçimi birbirini son derece yakından ilgilendirmektedir. Bir yerlerde okuduğunuz veya birilerinden dinlediğiniz bir atasözünün farklı ortamlarda karşınıza biraz da süslenmiş olarak ve masal biçiminde çıkmasını yadırgamamız gerekecektir. Ayrıca bu işler yürütülürken ele aldığınız masalın giriş bölümünün masal olmakla hiç ilgili olmayan bir alandan alınmış olması hepimizi şaşırtacaktır. Bu olaya kaynak kişilerin önemli rolleri vardır. Günümüzde sayıları azalan, çoğunun dağarcığı zayıflayan kişilerin anlattıklarını masal süzgecinden geçirip ondan sonra inceleme konusu yapmamız gerekecektir. Gerçek masalın ne olduğunu bilmeyen, belki de derleyicilikten çok derlenenleri aktarıcı olanların bu konuda son derece dikkatli olmaları gerekecektir. Rahmetli annemin bir sözü, bu görüşümüzü özetler gibidir: Yüzmesini bilmezsin, suyun kenarında ne işin var!&lt;br/&gt;From time to time, it is seen that there are very tight ties between the branches that fall into the field of folklore. Although these ties are not very tight, they come together at a common point, such as when a line passes tangentially from a circle. As we wander through the various layers of the fairy tale world, on which we have been working for 55 years, we sometimes come across a similarly derived term like legend. However, there are such coincidences that it is seen there is very little affinity between them. The four items in our title, which is the subject of our article, are good examples of this. We should not find it strange that a fairy tale is based on a proverb or idiom. However, the way the two genres/branches present the events are extremely closely related to each other. We should not find it strange that a proverb that you read somewhere or heard from someone appears in the form of a fairy tale in different environments. In addition, it will surprise us all that the introductory part of the fairy tale you are dealing with while carrying out these works is taken from a field that has nothing to do with being a fairy tale. Sources of this event have important roles. Today, we will have to filter the stories told by people whose numbers are decreasing and whose vocabulary is weakening, and then we will have to examine them. Those who do not know what a real fairy tale is, and perhaps those who convey what is compiled rather than compiling, will need to be extremely careful in this regard. A saying of my late mother seems to summarize our view: Do not go near the water until you learn how to swim.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=17</link></item><item><baslik>Turkish States With “Pax” Qualification in History</baslik><title>Tarihte “Pax” Nitelikli Türk Devletleri</title><description>Devletlerin başlangıç noktası hukuktur. “Hukuk” kavramı, insanın sağlıklı, güvenli, dengeli, iradeli ve kişilikli yaşamasının temel dayanağıdır. Toplumun doğurduğu “güç” kavramıyla “hukuk” kavramının bir araya gelmesinden devlet doğmuştur. Sümerlerin günümüzden 6000 yıl önce yazıyı kullanması, “tarih” biliminin başlaması olarak kabul edilmiştir. Bu önemli insanlık dönüşümü “devlet” kavramının doğuşu anlamına gelmektedir. Sümerlerle beraber dünya tarihinde, Babil, Hitit, Mısır, Asur, Kartaca, Roma, Pers ve Çin devletleri gibi siyasi teşkilatlar kurulmuştur. Bu devletlerden Roma, Hazar ve İngiliz devletleri “Pax” devletler olarak nitelendirilmiştir. “Pax” devletlerin diğer devletlerden bazı nitelik ve hukuk özellikleriyle öne çıktığı gözlenmektedir. “Pax” devletlerin sınırlarının geniş, beşerî varlıklarının çok olduğu bilinmektedir. Bu devletlerde toplum yapısı çok kültürlü, çok dilli, çok dinli ve çok etnik yapılıdır. Hukuk anlayışları da prensiplere dayalı disiplinli uygulamalarıyla ayrıcalık taşımaktadır. Türkler de tarihte devlet kurma özellikleriyle öne çıkan milletlerdendir. Türk devlet kurma kültürü, hukuk sistemi güçlü devletler vücuda getirmiştir. Türklerin kurdukları Hazar ve Osmanlı devletleri bizzat Batılı tarihçilerce “Pax” nitelemesiyle isimlendirilmişlerdir. Biz burada her ne kadar literatürde yer almasa da Türk devletleri içindeki Hun, Göktürk ve Selçuklu devletlerinin de “Pax” nitelikli devletler olduğunu ortaya koyuyoruz. Zira bu devletlerin de “Pax” devletlerin özelliğine sahip oldukları aşikârdır.&lt;br/&gt;The starting point of states is the law. The concept of “law” is the foundation of a healthy, safe, balanced, strong-willed, and personality-driven life. The state emerged from the combination of the concept of "power" and the concept of "law" created by society. The use of writing by the Sumerians 6000 years ago was accepted as the beginning of "history" science. This important transformation of humanity means the birth of the concept of “state”. Along with the Sumerians, political organizations such as Babylon, Hittite, Egypt, Assyria, Carthage, Roman, Persian, Turkish and Chinese states were established in world history. Roman, Caspian, and British states were described as "Pax" states among these states.It is observed that “Pax” states stand out from other states with some of their qualifications and legal features. It is known that the "Pax" states have large borders and large human assets. The social structure in these states is multicultural, multilingual, multi-religious, and multi-ethnic. Their understanding of the law is also privileged with its disciplined practices based on principles.Turks are also one of the nations that stand out with their state-building features in history. The Turkish state-building culture has created states with strong legal systems. The Caspian and Ottoman states founded by the Turks were named by Western historians with the term "Pax". Here, we show that the Hun, Göktürk, and Seljuk states within the Turkish states are also Pax states, although they are not included in the literature because it is obvious that these states also have the characteristics of “Pax” states.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=18</link></item><item><baslik>A Look At The Discussions of Technology and The Relations of Women and Men Through The “Jon Turkish” Novel</baslik><title>Feminizm Tartışmalarına ve Kadın–Erkek İlişkilerine “Jön Türk” Romanı Üzerinden Bir Bakış</title><description>Osmanlı-Türk toplumunda kadın-erkek ilişkilerinin nasıl bir yapıda olması gerektiği ve bununla bağlantılı olarak feminizm kavramı, hem geçmişte hem de günümüzde sıklıkla gündeme gelmiştir. Bu bağlamda belirleyici olan en önemli olgulardan biri modernleşme olmuştur. Modernleşme sürecinde, kadın ve erkek arasındaki ilişkilerin hangi kaideler tarafından düzenleneceğine dair tartışmalara bakıldığında, kimi zaman geleneksel kimi zaman modern kimi zaman da sentezci bir bakışın hâkim olduğu bilinmektedir. Bunlarla yakından ilişkili olarak “feminizm” kavramı Osmanlı-Türk toplumunda yerini almış ve yeni oluşumlar da toplumsal-siyasal arenada görünür olmuştur. Çalışmada, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde söz konusu tartışmaların hangi yönleriyle ele alındığı geleneksel ve modern değerler karşıtlığı kapsamında ele alınmıştır. Bu inceleme yapılırken kadın-erkek ilişkilerine dair sunulan sembolik yapılar ve feminizm kavramının Osmanlı –Türk toplumu tarafından nasıl anlamlandırılması gerektiğine yönelik imgeler, Ahmet Mithat’ın “Jön Türk” romanı üzerinden metin analiziyle çözümlenmiştir. Zira Osmanlı döneminde kadın –erkek ilişkilerinin çerçevesi birçok romanda kaleme alınmakla birlikte, feminizm konusunun net bir şekilde tartışıldığı en önemli eserlerden biri “Jön Türk”tür. Yapılan çözümlemeler neticesinde feminizm olgusunun ve kadın – erkek ilişkilerinin sentezci bir yaklaşımla ele alındığı tespit edilmiştir.&lt;br/&gt;The structure of the relationship between men and women in the Ottoman-Turkish society and the concept of feminism have come to the fore both in the past and today. One of the most important determinants in this context has been modernization. In the modernization process, it is known that sometimes traditional, sometimes modern and sometimes synthesistic perspectives dominate when we look at the debates on which rules the relations between men and women will be regulated. Closely related to these, the concept of "feminism" took its place in the Ottoman-Turkish society and new formations became visible in the social-political arena. In the study, the aspects of the debates in the last period of the Ottoman Empire have been discussed within the scope of traditional and modern values contrast. While making this analysis, the symbolic structures presented about the male-female relations and the images of how the concept of feminism should be interpreted by the Ottoman-Turkish society were analyzed by text analysis on Ahmet Mithat's novel "Young Turk". Because, although the framework of male-female relations was written in many novels in the Ottoman period, "Young Turk" is one of the most important works in which the subject of feminism is clearly discussed. As a result of the analyzes, it has been determined that the phenomenon of feminism and the relations between men and women are handled with a synthetic approach.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=20</link></item><item><baslik>Screams of Earthquake Survivors: Their Leaf Epics</baslik><title>Depremi Yaşayanların Çığlığı: Yaprak Destanları</title><description>Ülkemiz önemli bir deprem kuşağı üzerinde bulunmaktadır. Dolayısıyla farklı zaman dilimlerinde pek çok deprem olmuş ve akabinde can ve mal kayıpları yaşanmıştır. Depremler, depremler neticesinde yaşanılan acılar, destanlar ve ağıtlarda dile getirilmiş, halkla paylaşılmıştır. Sözlü tarihimiz açısından da önemli olan ve taş baskı tekniğinin kullanımı ile başlayan dönemle birlikte belirmiş olan yaprak destanlarda, güncel konuların işlenmiş olması, bu destanlara haber değeri de katmıştır. Sözlü kültür ortamından yazılı kültür ortamına oradan da elektronik ortama geçiş süreciyle birlikte destancı âşıkların da eski önemini kaybettiği aşikârdır. Halk şiirinin mümessillerinden olan yaprak destancıları da özellikle 1980’li yıllara kadar destan yazıp söyleyip satmışlardır. Yaprak destanlarında dile getirilen depremler, pek çok ayrıntıyı okuyucuya sunmuştur. Depremleri bizzat yaşayıp, neticelerine şahit olan, işiterek acısını yürekten hisseden âşıklar, destanlarında ayrıntılı olarak deprem esnasında ve sonrasındaki yaşananları ve acıları işlemişlerdir. Yaprak destancıları, şiirlerinde Varto, Erzincan, Gediz, Çanakkale, Adapazarı, Mürefte vd. depremleri kaleme almışlar ve bunu halkla paylamışlardır. Yaprak destancıları yaşanılanları geniş halk kitlelerine ulaştırmaları yanında, önemli ölçüde kamuoyu oluşturma fonksiyonu da taşımaktadır. Yaprak destanları halk arasında iltifat ve ilgi görmüştür. Bu destanlar, halka muhtelif konularda malumat vermesi sebebiyle, halk gazetesi hüviyetindedir.&lt;br/&gt;Turkey is an earthquake-prone country. Therefore, many earthquakes have occurred in different time periods, and consequently, lots of lives and properties have been lost. Earthquakes and consequential griefs were voiced and shared with the folk through epics and requiems. In leaf epics, which are also important for our oral history and emerged with the use of lithography, the fact that current issues have been covered has also added news value to these epics. It is quite obvious that epic poet-minstrels lost their significance along with the transition from the oral culture atmosphere to the written culture atmosphere and then to the electronic environment. Leaf epic poets that were representatives of folk poetry produced, sang, and sold epics, especially until the 1980s. Earthquakes, mentioned in leaf epics, presented plenty of details to the reader. Minstrels, who experienced earthquakes, witnessed their consequences, and felt the pain deep in their hearts by hearing them discussed what happened and all the sufferings in detail during and after the incidents. Leaf epic poets put down earthquakes of Varto, Erzincan, Gediz, Çanakkale, Adapazarı, and Mürefte on paper and shared them with the folk. Leaf epic poets both conveyed what happened to a vast majority of the public and significantly formed a public opinion. Leaf epics attracted attention and were complimented greatly. These epics were accepted as people’s newspapers since they supplied information to society about various issues.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=22</link></item><item><baslik>Shamanic Ceremonies as a Performance and Art</baslik><title>Bir Performans ve Sanat Olarak Şaman Törenleri</title><description>Çalışmada şaman törenleri Performans Teori bağlamında ele alınmıştır. Şamanların törenlerde gerçekleştirdikleri “performansların” ne denli sanat olduğu sanatçıların ve araştırmacıların bu konudaki fikirleri ışığında yorumlanmıştır. Öncelikle Performans Teori’nin ne olduğu, halkbilimi çalışmalarına ne gibi yenilikler ve bakış açıları getirdiği anlatılmış, bunu takip eden bölümde Performans Teori’nin gelişimine dair kısa bir tarihi bilgi verilmeye çalışılmıştır. Yine işaret edilmeye çalışılan bir başka nokta ise; Şamanizm, pek çok araştırmacı için vecd halinde görüngüler deneyimlemeye yarayan bir tekniktir ve şaman da bu tekniğin icracısı, sanatçısıdır. Elbette o aynı zamanda bir sağaltıcıdır. Ana bölümde ise Köprülü tarafından ilk Türk şairleri olarak tabir edilen şamanların performansları örnekler ışığında değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bunu yaparken bir yandan da günümüz âşık geleneği ile benzer yanlarına da işaret edilmiştir. Sonrasında şaman kostümlerinin performansa işlevi üzerinde durulmuş ve şaman kostümü örnekleri verilmiştir. Nihayetinde ise şaman performanslarının günümüz modern tiyatro ya da oyunculuk performansları ile mukayesesi yer almaktadır. Burada görülebileceği gibi şaman törenleri son derece artistik ve sanat değeri yüksek “performanslardır”.&lt;br/&gt;In the study, shamanic ceremonies are discussed in the context of Performance Theory. The "performances" presented by shamans in ceremonies are interpreted in light of the ideas of artists and researchers on this subject. First, what the Performance Theory is and what innovations and perspectives it brings to folklore studies are explained, and in the following section, brief historical information about the development of Performance Theory is tried to be given. Another subject that is tried to be pointed out is; for many researchers, shamanism is a technique for experiencing ecstatic phenomena, and the shaman is the performer and artist of this technique. There is no doubt the shaman is also a healer. In the main section, shaman performances, which were called the first Turkish poets by Köprülü, tried to be evaluated through examples. In doing so, its similarities with today's minstrel tradition were also underlined. Afterwards, the performance function of shaman costumes is emphasized, and examples of shaman costumes are given. Finally, there is a comparison of shaman performances with today's modern theater or acting performances. As can be seen here, shamanic ceremonies are highly aesthetic and artistic "performances".</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=24</link></item><item><baslik /><title>N. R. Oynotkinova “Mifologiçeskiy Slovar Altaytsev” (Altay Türklerinin Mitolojik Sözlüğü). Novosibirsk: Novosibirskiy gosudarstvennıy universitet, 2020, ISBN 978-5-4437-1232-1. 600 s.</title><description>&lt;br/&gt;</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=26</link></item><item><baslik>Profesör Dr. V.S. Yagya ve Türkiye Cumhuriyeti İle Uluslararası İlişkilerin Güçlendirilmesine Katkısı</baslik><title>Профессор В.С. Ягья и его вклад в укрепление международных отношений с Турецкой Республикой</title><description>Профессор Ватаняр Саидович Ягья – один из самых ярких политических деятелей Санкт-Петербурга за постсоветский период развития России. Он является основоположником международного сегмента деятельности парламента города на Неве, а также одним из основателей факультета международных отношений Санкт-Петербургского государственного университета – важным центром подготовки кадров для российской дипломатии. В современных геополитических условиях, когда Турецкая Республика и Российская Федерация корректируют приоритеты своей международной деятельности, практически сближая свои позиции по ряду крупнейших вопросов внешней политики, крайне актуальным становится осмысление исторического опыта уже имеющегося эффективного взаимодействия между двумя странами. В статье проанализирована деятельность ученого и парламентского деятеля В.С. Ягьи по укреплению отношений России и Турции. Авторы дали оценку многочисленным выступлениям профессора В.С. Ягьи в российской печати. В исследовании также использованы официальные документы, свидетельствующие об активном взаимодействии российской и турецкой сторон. Факты, приведенные в статье, способствуют осмыслению опыта сотрудничества парламентариев Турции и Санкт-Петербурга, подчеркивают роль науки в укреплении международных связей. Показан вклад крупного российского ученого в развитие сотрудничества между Турецкой Республикой и Российской Федерацией. Авторы делают вывод о том, что стиль работы В.С. Ягьи – сочетание научных знаний с повседневной политической практикой, а также с преподавательской работой в ведущем университете Санкт-Петербурга – достоин дальнейшего внимательного изучения.&lt;br/&gt;Prof. Dr. Vatanyar Saidoviç Yagya, Rusya’nın Post-Sovyet dönemine ait Sankt-Petersburg’un en seçkin siyasetçilerinden biridir. Petersburg’un parlamentosundaki uluslararası faaliyetlerin kurucusu ve Rus diplomasisi için önemli eğitim yeri ve diplomatik kadroları yetiştiten merkezi olan Sankt-Petersburg Devlet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Fakültesinin temelini kuranlardan biridir. Modern jeopolitik koşullarda, Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu uluslararası faaliyetlerinin önceliklerini ayarlarken ve dış politika konusunda bir takım önemli meselelere ilişkin bakış açılarını yakınlaştırırken iki ülke arasındaki halihazırda da mevcut olan etkin etkileşimin tarihsel deneyimini kavramak son derece önemlidir. Makalede bilim insanı ve meclis üyesi V.S. Yagya’nın, Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkileri güçlendirmeye yönelik faaliyetleri ele alınmakta ve üzerine tahlil yapılmaktadır. Bizim tarafımızdan Prof. Dr. V.S. Yagya'nın çok sayıda bulunan basın konuşmaları değerlendirilmiştir. Araştırma sırasında Rusya ile Türkiye arasındaki aktif etkileşime tanıklık eden resmi belgeler de kullanılmıştır. Makale içinde sunulan bilgiler, Türkiye ve St. Petersburg meclis üyelerinin işbirliği deneyiminin anlaşılmasına katkıda bulunmakta ve uluslararası ilişkilerin güçlendirilmesi konusunda bilimin önemli bir yere sahip olduğunu vurgulamaktadır. Önde gelen bir Rus bilim insanının Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasındaki işbirliğinin geliştirilmesine katkısı gösterilmektedir. Bizim tarafımızdan yapılmış araştırmalara göre V.S. Yagya’nın çalışma tarzının bilimsel bilgiler ile günlük siyasi pratik ve aynı zamanda önde gelen Sankt-Petersburg Devlet Üniversitesinde akademik faaliyetlerinin yürütülmesi olduğu gerekçesiyle söz konusu akademisyen ve politikacının hayatıyla ilgili daha da çalışılması gerektiği kanaatindeyiz.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=28</link></item><item><baslik>A Bibliography Essay on Turkish Modality Studies</baslik><title>Türkçe Kiplik Çalışmaları Üzerine Bir Bibliyografya Denemesi</title><description>Türkçede çeşitli konular üzerine hazırlanmış birçok bibliyografya çalışması bulunmaktadır. Bu çalışma ise Türkçe kiplik anlam alanı ile ilgili yapılan çalışmalar üzerine bir bibliyografya denemesidir. Çalışma, Türkoloji için yeni sayılabilecek kiplik konusunu işleyen yayınları içermektedir. Türkçede kip ve kiplik kavramları aynı kabul edilmiş ve kiplik konusu kip başlığı altında değerlendirilmiştir. Kiplik genel bir ifade ile eylemin ne şekilde gerçekleştiği ile ilgilenen yani konuşurun önerme karşısındaki, zorunluluğunu, isteğini, beklentisini, bilgisini, yeteneğini, iznini vs. belirten ifade biçimleri olarak tanımlanabilir. Kip ise bu ifade biçimlerinin dilbilgiselleşmiş biçimidir. Birbiri ile yakından ilişkili bu iki konu nihayet son dönem çalışmalarında ayrı başlıklar altında ele alınmaya başlanmıştır. Günümüze kadar kip ve kiplik ile ilgili birçok çalışma yapılsa da kiplik konusunda son dönemdeki çalışmaları da içine alan bir bibliyografya çalışması yapılmamıştır. Bu bibliyografya denemesi çalışmasında kiplikle ilgili doğrudan ya da kısmen bilgi veren makaleler, kongre, kurultay ve sempozyum bildirileri, yüksek lisans ve doktora tezleri ile kitaplar yer almaktadır. Amaç bu konuda yapılan çalışmaları bir araya toplayarak konu üzerine yapılacak olan yeni çalışmalara yardımcı olmak ve bu konuda daha çok çalışma yapılmasına katkı sağlamaktır.&lt;br/&gt;There are many bibliographic studies prepared on various subjects in Turkish. This study is a bibliography study on the studies on the field of modal meaning in Turkish. The study includes publications dealing with modality, which can be considered new for Turcology. In Turkish, the concepts of mode and modality are accepted as the same, and the subject of modality is evaluated under the title of modality. In general terms, modality can be defined as the forms of expression that are interested in how the action takes place, that is, that are against the proposition of the speaker, stating his/her obligation, desire, expectation, knowledge, ability, permission, etc. The modal is the grammaticalization of these forms of expression. These two closely related issues have finally begun to be discussed under separate headings in recent studies. There have been many studies on mode and modality until today, but no bibliography study has been conducted on modality, including recent studies. In this bibliography essay, there are articles that give direct or partial information about modality, congress, congress and symposium papers, master's and doctoral theses, and books. The aim is to gather the studies on this subject together to help new studies on the subject and contribute to more studies on this subject.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=30</link></item><item><baslik>Camel in Alanya Folk Culture</baslik><title>Alanya Halk Kültüründe Devenin Önemi</title><description>Deve, Türklerin İslamiyet öncesinden itibaren hayatında yer alan ve mitolojik bir özelliği olan
kutsal hayvanlardan biridir. Arap yaşam geleneğinde önemli bir araç olan devenin İslamiyet’in
kabulünden sonra Türkler arasındaki önemi daha da artmıştır. Kültürlerarası etkileşim, Kur’an’da
deveyle ilgili geçen ayetler, Hz. Peygamber döneminde devenin aktif kullanılması ve bir dönem
hac görevinin develerle yapılması Türkler arasında devenin önemini artırmıştır. Diğer taraftan
devenin hem taşımada hem de ulaşımda önemli rol oynaması ve insanların işini kolaylaştırması,
deveyi diğer hayvanlardan ayrıcalıklı hâle getirmiştir. Fazla yük taşıyabilmesi, susuzluğa ve sıcağa
dayanıklı hayvan olması gibi özellikleri de devenin göçerler arasında kullanımına vesile olmuştur.
Günümüzde Yörük geleneğini devam ettiren Alanya halkı arasında da deve son derece kıymetlidir.
Yörükler ulaşım araçlarının gelişmediği dönemlerde ulaşımı develerle sağlamıştır. Günlerce süren
göçler ve ticaret seferleri develerle yapılmıştır. Yörük hayatında develerin aktif rol oynaması
develeri özel ve anlamlı kılmıştır. Kutsal bir hayvan olarak nitelendirilen deveye karşı derin bir
muhabbet ve saygı duyulmuştur. Deve koruyucu bir hayvan olarak düşünülmüş evliya ve melek
olarak tasavvur edilmiştir. Halk arasında devenin yaşına ve cinsiyetine göre farklı kelimeler ortaya
çıkmış mâniden efsaneye halk edebiyatı ürünlerinde deveye yer verilmiştir. Devenin tüyü, eti,
sütü, idrarı, dışkısı, salyası ve kemiği değerli görülmüş ve bunlar çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde
kullanılmıştır. Bu çalışmada genel olarak Alanya halk kültüründe devenin yerine ve önemine
değinilmiştir. Halk edebiyatı ürünlerinde, halk hekimliğinde, halk inanışlarında ve Alanya
oyunlarında deveyle ilgili hususlara yer verilmiştir. Ayrıca günümüzde, Alanya’da devenin
kullanım alanlarından söz edilmiştir. Yazılı kaynakların yanı sıra derleme çalışması neticesinde
kaynak kişilerden elde edilen bilgiler ortaya konulmuştur.&lt;br/&gt;Camel is one of the sacred animals that has existed in the lives of Turks since pre-Islamic times
and has a mythological characteristic. Being a significant means in the Arabic life tradition, camels
became even more important among the Turks after the acceptance of Islam. Intercultural
interaction, verses related to camels in the Koran, active use of camels during the period of
Mohammed, and pilgrimage on camels for a certain period have increased the importance of
camels among Turks. In addition, camels played a key role in transportation and facilitated
people's work, making them more privileged than other animals.The features such as being able to
carry a lot of loads and being an animal resistant to thirst and heat have also been instrumental in
the use of camels among nomads. Today, camels are also precious for the people of Alanya who
maintain the Yuruks tradition. During the times when the means of transport were nonexistent,
Yuruks used to provide transportation through camels. Migrations and commercial journeys that
took days were made on camels. The active role of camels in the lives of nomads has made camels
special and meaningful. People have felt a deep respect and fondness for camels that are qualified
as sacred animals. Camels have been considered protective animals and imagined as saints and
angels. People have produced different words according to a camel’s age and sex. Camels have
been included in folk literature products ranging from Turkish poems to myths. Hair, meat, milk,
urine, stool, saliva, and bones of camels have been considered valuable, and these things have been
used in the treatment of a variety of illnesses. In this study, the place and importance of camel in
Alanya folk culture are mentioned. In folk literature products, folk medicine, folk beliefs, Alanya
plays, and issues related to camels are included. In addition, today, the usage areas of camel in
Alanya are mentioned. In addition to written sources, information obtained from the source people
was revealed as a result of the compilation study.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=33</link></item><item><baslik>A Comparison Essay on Kazakh Humor Types: Koja Nasir and Aldar Kose</baslik><title>Kazak Mizah Tipleri Üzerine Bir Karşılaştırma Denemesi: Koja Nasır ve Aldar Köse</title><description>Kazak Türkleri köklü ve hacimli bir edebiyata sahiptir. Mizah ise bu köklü ve hacimli edebiyatın
sözlü gelenek ürünlerinin hemen hepsinde kendine yer bulur. Kazak Türklerinin mizah konulu
eserlerinde çok sayıda mizah tipi yer alır ve bunlardan en bilinenleri Koja Nasır ve Aldar Köse’dir.
Biz de bu çalışmamızda Kazak mizahının önemli tiplerinden olan Koja Nasır ve Aldar Köse’yi
benzerlikleri ve farklılıklarıyla ele almayı hedefliyoruz. Koja Nasır ve Aldar Köse tiplerini
seçmemizin temel nedeni ise Türk dünyasında mizahi anlatmalar bağlamında akla gelen ilk
tiplerden olmalarıdır. Aldar Köse ve Koja Nasır Türk Dünyası fıkra ve masallarında farklı
isimlerle olsa da kendilerine geniş yer bulurlar. Türk halklarının ortak birer değeri olan bu iki tipin
yer aldığı hikâyelerdeki olay örgüsünü ve bu iki tipin olaylar karşısındaki tutum ve davranışlarını
benzerlikleriyle ve farklılıklarıyla incelemeyi amaçladığımız bu çalışmamızda Nazym
Abdikadyrova tarafından hazırlanan “Kazak Mizahı ve Önemli Kazak Mizah Tipleri” başlıklı
yüksek lisans tezinde yer alan örnek metinler incelenmiştir.&lt;br/&gt;Kazakh Turks have deep-rooted and profound literature. Humor finds its place in almost all of the
oral tradition products of this deep-rooted and profound literature. There are many humor types in
the works of Kazakh Turks, and the most well-known of them are Koja Nasir and Aldar Köse. In
the present study, we aim to discuss the similarities and differences between Koja Nasir and Aldar
Köse, who are important types of Kazakh humor. Our basic reason for choosing Koja Nasir and
Aldar Köse is that they are among the first types that come to mind in the context of humorous
narratives in the Turkic world. Although they have different names, Aldar Köse and Koja Nasır
find a broad place for themselves in the jokes and tales of the Turkic world. In the present study,
we aim to analyze the plot of the stories involving these two characters, who are common values
of Turkish peoples, and the attitudes and behaviors of these two characters in the face of events
with their similarities and differences. The sample texts in the master’s thesis titled “Kazakh
Humor and Important Kazakh Humor Types” prepared by Nazym Abdikadyrova were examined.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=35</link></item><item><baslik>Great Ideal: From Anatolia to Turan</baslik><title>Büyük Ülkü: Anadolu’dan Turan’a</title><description>19. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak 20. yüzyılda da devam eden fikir hareketleri üzerinde
durmak, devlet bütünlüğünü korumak amacıyla, değişik düşüncelere sahip aydınların teorik
tekliflerine yönelmek, yeni bir medeniyet inşası için bize birçok imkân sunar. Osmanlıcılık,
İslamcılık, Türkçülük, Batıcılık ve Turancılık akımları, kaynak ve tarihi arka planlarıyla “devleti
kurtarmak” temeline dayanan amaçlarıyla büyük bir külliyat oluşturmuştur. Bir nevi “kurtuluş
ideolojileri” içeren bu beş hareket âdeta siyasi, kültürel, ekonomik olayların laboratuvarı olarak
bugüne dahi rehber olabilecek çok değerli bilgiler sunmaktadır. Millî Mücadele Dönemi’nin
kimlik arayışlarına zemin hazırlayan, onu besleyen düşünce akımları siyasi, edebî, felsefi, tarihî
açıdan değerlendirilmeli, yeni bir fikrî fetih anlayışına kaynak teşkil etmeli, özgün bir medeniyet
teorisini kurmamıza vesile olmalıdır. En önemlisi de bu gayenin gerçekleşebilmesi için millî
ahlaka sahip, millî aydınlar gereklidir. Üretken, idealist, sistematik düşünebilen; millî bilgiyi
geliştiren, yayan toplumun zihin potansiyelini yükselten; gençlerin düşüncelerine yön veren,
toplumun özlemlerini bilen; millî köklere vâkıf, yüksek zekâ ve birikimleriyle geleceği kurmaya
muktedir, bilgisini erdemlerle bütünleştirmiş aydınlar bir ülkenin en büyük şansıdır. Türkiye'de
aydın kimliği üzerine durmak, nasıl olması gerektiği hususunda çalışmalar yapmak, sağlıklı bir
gelecek için son derece önemlidir. Bu yazının amacı, önce aydın sorumluluğu üzerinde durmak,
daha sonra Anadolu fikir hareketlerinde aydının rolünü anlamaya çalışmak, ilaveten Türk jeokültürel
ve hatta jeopolitiğinin arkasında hangi ideal düşünceler olacak, hangi medeniyet değerleri
yer alacak, sorularına cevap bulmaya gayret etmektir.&lt;br/&gt;Starting from the second half of the 19th century and continuing into the 20th century, focusing on
the intellectual movements and the theoretical proposals of intellectuals with different thoughts to
protect the integrity of the state offers us a possibility for the construction of a new civilization.
Ottomanism, Islamism, Turkism, Westernism, and Turanism movements, with their sources and
historical backgrounds, have formed a large corpus with their aims based on "saving the state".
These five movements, which are a kind of "salvation ideologies", have provided invaluable
information that can guide even today as a laboratory of political, cultural, and economic events.
The currents of thought that paved the way for the search for identity in the period of the War of
Independence and nourished it should be evaluated from political, literary, philosophical, and
historical perspectives; they should serve as a source for a new understanding of intellectual
conquest and be instrumental in establishing a unique theory of civilization. However, to
accomplish this ambitious task, national intellectuals with national morals are necessary.
Productive and idealistic intellectuals who can think systematically, develop and disseminate
national knowledge, raise the intellectual potential of the society, guide the thoughts of the youth,
know the aspirations of the society, are aware of the national roots, are capable of establishing the
future with their high intelligence and knowledge, and integrate their knowledge with virtues are
the greatest chance of a country. It is extremely important for a healthy future to focus on the
identity of intellectuals in Turkey and to work on how they should be. This article aims to first
dwell on the responsibility of the intellectual and then to try to understand the role of the
intellectual in Anatolian intellectual movements. In addition, what ideals will be behind the
Turkish geo-cultural and even geopolitics, what civilizational values will take place, taking into
account the power of Turkish-Islamic culture, these questions will be tried to find answers.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=36</link></item><item><baslik>Mustafa Ruhi Şirin’s Thoughts on Values Education in Turkish Fairy Tales in the Context of “Mavi Rüyalar Gören Çocuk”</baslik><title>Mustafa Ruhi Şirin’in “Mavi Rüyalar Gören Çocuk” Adlı Eseri Bağlamında Türk Masallarında Değerler Eğitimi Üzerine Düşünceleri</title><description>Küreselleşen dünya düzeni içerisinde değerler eğitimi; ayrı bir önem arz etmeye başlamıştır. Bu
noktada bireyin kişilik ve karakterinin temellerinin atıldığı çocukluk döneminde alacağı değerler
eğitimi oldukça önemlidir. Çocuklara yönelik edebi ve estetik yayınların hepsi, onların kazanacağı
değerleri belirlemede esas olacaktır. Nitekim yıllardır teknolojinin kaynaklarını son derece iyi
kullanan küresel dünyanın güçlü ülkeleri, kendi değerlerini daha az gelişmiş toplumlara kabul
ettirmekte veya bu toplumların kendi öz değerlerini, yaptıkları yayınlarla kaybettirmektedir.
Günümüzde çocuklarımızın sahip olduğumuz kültürel değerlerimizi öğrenebilmeleri ve bu
değerlere sahip çıkmaları bakımından en önemli kaynaklardan birisi de çocuk edebiyatı
ürünlerinden olan çocuk masallarıdır. Ülkemizde çocuk edebiyatı ile ilgilenen önemli isimlerden
birisi olan Mustafa Ruhi Şirin; yazmış olduğu şiirler, masallar, öyküler ile bu değerlere sahip
çıkmayı amaçlayan yazarlarımızdan birisidir. “Mavi Rüyalar Gören Çocuk” adlı eseri, onun
Keloğlan masallarını yeniden yorumlayarak kaleme aldığı çocuk kitaplarından birisidir. Bu
çalışmada “Mavi Rüyalar Gören Çocuk” adlı kitapta yer alan on masal, değerler eğitimine olan
katkısı bakımından incelenecektir.&lt;br/&gt;In the globalizing world order, values education has become of particular importance. At this
point, the values education that an individual will receive during childhood when the foundations
of his/her personality and character are laid is very important. All literary and aesthetic
publications for children will be essential in determining the values they will acquire. As a matter
of fact, the powerful countries of the global world, which have been using the resources of
technology extremely well for years, impose their own values on less developed societies or make
these societies lose their own values through their publications. Today, one of the most important
sources for our children to learn our cultural values and to protect these values is children's fairy
tales, which are products of children's literature. Mustafa Ruhi Şirin, one of the important names
interested in children's literature in our country, is one of our writers who aims to protect these
values with his poems, fairy tales, and stories. His work “Mavi Rüyalar Gören Çocuk” is one of
the children's books he wrote by reinterpreting Keloğlan fairy tales. In this study, ten fairy tales in
the book “Mavi Rüyalar Gören Çocuk” will be analyzed in terms of their contribution to values
education.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=38</link></item><item><baslik /><title>F. M. EMECEN “Kanuni Sultan Süleyman ve Zamanı”. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2022, ISBN 9789751750099. 786 s.</title><description>&lt;br/&gt;</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=40</link></item><item><baslik>Tell Me a Photo: Wedding</baslik><title>Bana Bir Fotoğraf Anlat: Düğün</title><description>Kimi insan fotoğraflara anılarını yâd etmek için bakar kimi ise unutmamak için bakar. Bugün o fotoğraflara okumak, yorumlamak, anlamak ve unutulmaya yüz tutmuş gelenek kırıntılarını, kültürel unsurları aramak için bakılmalıdır. Kültürel bellekte önemli bir yer tutan fotoğrafların başında aile fotoğrafları vardır. Aile fotoğraflarının en meşhuru ise düğün fotoğraflarıdır. Geçmişte aile fertleri tarafından çekilen fotoğraflar günümüzde daha çok profesyonel kişilerce çekilmekte ve montajlanmaktadır. Fotoğraflar, kalıcı olarak yer edinen, anı donduran belleklerdir ve anlaşılmak için içerisinde barındırdığı ögelerin incelenmesi, yorumlanması gerekmektedir. Bu durumda görseli yorumlamak fotoğrafı inceleyen kişiye kalmaktadır. Her fotoğrafın hikâyesi farklıdır ve bunlar incelenirken fotoğraftaki unsurlar detaylıca gözden geçirilmelidir. Fotoğraf sosyal ve kültürel, siyasi, kılık/kıyafet ve zaman gibi çeşitli faktörler açısından incelenip yorumlanabilir. Fotoğraftaki nesneler kültürel dili çeşitli yönlerden yansıtabilir. Nesneler, kullanım amacına, rengine, mekâna, cinsiyete ve de yaşa göre farklılık gösterebilir bu da kültürel unsurların yorumlanmasına katkı sağlar. Örneğin bir düğün fotoğrafında nesneler ya da kişiler kültürel belleğin aktarımında aktif olarak rol oynamaktadır. Kişilerin kıyafetleri, gelinin takmış olduğu başlık belki de gelecek kuşaklar tarafından unutulmaya yüz tutmuş bir geleneği hatırlatacaktır. Burada incelenen fotoğraf orijinal hâlinin kopyasıdır. Fotoğraf orijinalinden büyütülmüştür ve zamanla aile üyelerine verilmek için küçültülüp, çoğaltılmıştır. Bu çoklu aşamalarda fotoğrafın kalitesinde bozulmalar meydana gelmiştir.&lt;br/&gt;Some people look at photos to remember their memories, while others look at them not to forget. Today, these photographs should be looked at to read, interpret, understand, and look for crumbs of tradition and cultural elements that are about to be forgotten. Family photographs are at the forefront of photographs that occupy an important place in cultural memory. The most famous of family photos is wedding photos. Photos taken by family members in the past are mostly taken and assembled by professionals today. Photographs are memories that take a permanent place and freeze the moment, and in order to understand the elements they contain, they must be examined and interpreted. In this case, it is up to the person viewing the photograph to interpret the image. The story of each photograph is different, and the elements in the photograph should be reviewed in detail while examining them. Photography can be analyzed and interpreted in terms of various factors, such as social and cultural, political, attire, and time. The photograph examined here is a copy of the original. The photograph has been enlarged from the original and has been reduced and reproduced over time to be given to family members. At these multiple stages, the quality of the photograph deteriorated.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=42</link></item><item><baslik>Simple Sentence in Kutadgu Bilig</baslik><title>Kutadgu Bilig’de Basit Cümle</title><description>Türkçede basit cümlelerin yapısına dair yapılan tanımlar, yargının tek olması yani tek bir yüklemlik ifade etmesi şartında birleşmektedirler. Geleneksel dil bilgisi incelemelerinde özne ve yüklem, basit cümlenin temel unsuru olarak kabul edilmektedir. Yapısal-işlevsel yaklaşıma göre ise cümlenin kurucu ögesi olarak yüklem kabul edilmekte ve basit cümleler; öznenin, cümlenin yüzey yapısında yer alıp almamasına bağlı olarak tek ögeli basit cümle, iki ögeli basit cümle ile yüklemin yüzey yapıda yer almadığı eksiltili cümle olarak üçe ayrılmaktadır. Bu cümle türleri içinde en çok dikkati çeken cümle tipi, öznenin yüzey yapıda yer almadığı tek ögeli cümle türüdür. Öznenin cümle kuruluşunda temel unsur olup olmadığı hakkında araştırmacılar arasında farklı görüşler bulunmaktadır. Türk edebiyatının bilinen ilk mesnevisi olan ve aruz ölçüsü ile yazılan Kutadgu Bilig, metnin oluşturuluş şekli bakımından birtakım sınırlılıkları da barındırmaktadır. Ölçü ve kafiye gibi ahenk unsurlarına uyma zorunluluğundan kaynaklanan bu sınırlılıklar, aynı zamanda dilin işlevsel yönünü de ortaya koymaktadır. Bu çalışmada şiir türünde yazılmış bir metin olan Kutadgu Bilig’de basit cümlenin yapısal özellikleri incelenerek cümlenin kurucu unsurları olan özne ve yüklemin yapısal özellikleri ile anlamsal işlevleri betimlenmeye çalışılmıştır.&lt;br/&gt;The definitions of the structure of simple sentences in Turkish are united on the condition that the judgment must be single; that is, it must express a single predicate. In traditional grammar studies, subject and predicate are considered the basic elements of a simple sentence. According to the structural-functional approach, on the other hand, the predicate is accepted as the constituent element of the sentence, and simple sentences are divided into three types depending on whether the subject is included in the surface structure of the sentence or not: simple sentence with one element, simple sentence with two elements, and simple sentence with subtraction in which the predicate is not included in the surface structure. Among these sentence types, the most striking sentence type is the one-item sentence in which the subject is not included in the surface structure. Researchers have different views about whether the subject is the basic element in sentence organization. Kutadgu Bilig, the first known masnavi of Turkish literature and written in the meter of aruz, also has some limitations in terms of the way the text is composed. These limitations, which arise from the necessity to comply with harmonic elements such as meter and rhyme, also reveal the functional aspect of language. In this study, the structural features of the simple sentence in Kutadgu Bilig, a text written in the poetry genre, are analyzed, and the structural features and semantic functions of the subject and predicate, which are the constituent elements of the sentence, are tried to be described.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=45</link></item><item><baslik /><title>İ. TELLİOĞLU “Fethedilenlerin Gözüyle Anadolu’nun Fethi”. İstanbul: Bilge Kültür Sanat, 2020, ISBN 9786257201179. 133 s.</title><description>&lt;br/&gt;</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=47</link></item><item><baslik>Zaloglu Rustem Story and Motif Analysis in the Context of Joseph Campbell's Monomyth Theory</baslik><title>Joseph Campbell’in Monomit Kuramı Bağlamında Zaloğlu Rüstem Hikâyesi ve Motif İncelemesi</title><description>Carl Gustav Jung’ın arketip kuramı, Joseph Campbell’in geliştirdiği monomit kuramının çıkış noktasıdır. Jung, dolaylı olarak bilinci, doğrudan bilinçdışını etkileyen her türlü etkene “arketip” adını vermiştir. Kahramanın yolculuğu dairesel bir yapı sergilemektedir ve bu bağlamda Campbell, efsanelerin, mitlerin ve hikâyelerin yapılarında ortak bir döngünün bulunduğunu, kahramanı merkeze alarak açıklamıştır. Arketipler evrenseldir fakat halk anlatılarında yer aldıklarında millîleşirler. Halk hikâyeleri, içerisinde barındırdığı zengin sembolizm unsurları ile Campbell’in belirttiği döngüye sahip anlatı türlerinden biridir. Kahraman etrafında şekillenen halk hikâyeleri, toplumun ortak hafızasının ürünüdür. Bu çalışmaya konu olan Zaloğlu Rüstem Hikâyesi kahramanı, Fars mitolojisinin önemli kahramanlık figürlerindendir. Kahramanın özbenine ulaşması ve bireyleşme sürecini tamamlaması için, bulunduğu dünyadan ayrılması başka bir deyişle yola çıkması, bu yolda karşılaştığı engeller ile mücadele edip, fiziksel ve psikolojik gücünü uyumlayarak bu engellerin üstesinden gelerek erginliğe ulaşması, son aşamada artık özbenini bulmuş bir şekilde, tamamlanıp dönüş aşamasına geçmesi gerekmektedir. Hikâye, çalışmamıza ana kaynak olan Ali Berat Alptekin’in Halk Hikâyelerinin Motif Yapısı adlı kitabında, 63 numarada yer almaktadır. Bu çalışmada, Zaloğlu Rüstem hikâyesi monomit kuramı bağlamında incelenmiştir ve Cambell’in belirttiği aşamaların olumlu bir şekilde kahraman tarafından tamamlanması, içsel benine ulaşmasının ve bireyleşim sürecinin tamamlandığına işaret etmektedir.&lt;br/&gt;Carl Gustav Jung's archetype theory is the starting point of the monomyth theory developed by Joseph Campbell. Jung called all kinds of factors that indirectly affect the consciousness and directly affect the unconscious as "archetypes". The protagonist's journey happens in a circular fashion; in this manner, Campbell centered on the protagonist to explain that there is a common cycle in the structures of legends, myths, and stories. Archetypes are universal until they turn into domestic in folk tales. The folk tales containing rich symbolic elements are included in a narrative genre that possesses the circle told by Campbell. Tales shaped around the protagonist are the products of the public memory. Zaloğlu Rüstem, the subject of our study, is one of the important heroic figures in Persian mythology. For the protagonist to reach his/her inner self and complete the individuation process, s/he must break away from the world s/he is in, fight the obstacles he encounters, overcome these by adapting his/her physical and psychological strength, and reach maturity. As a result, in the last stage, s/he must pass to the stage of completion and return, having found his/her self-identity. The story is located at number 63 in Ali Berat Alptekin's book "The Motif Structure of Folk Stories", which is the main source of our study. This study will examine the story of Zaloğlu Rüstem in the context of monomyth theory. The positive completion of the stages specified by Cambell by the hero indicates that he has reached his inner self and that the individuation process has been completed.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=48</link></item><item><baslik>Turks and Turkish in Târîh-i Cihângüşâ</baslik><title>Târîh-i Cihângüşâ’da Türkler ve Türkçe</title><description>Cüveynî’nin Târîh-i Cihângüşâ’sı Moğol İmparatorluğunun gelişmesi ile ilgili yazılmış birinci elden bir kaynaktır. Eser, edebî açıdan büyük öneme sahiptir. Tarihî olarak da Moğolların gelişmesini, Selçuklu ve İsmaililerin durumunu ortaya koyan bir belge durumundadır. Üç ciltten oluşan eserin birinci cildi, Cengiz Han’ın yükselişi, başarıları ile Güyük ve Çağatay Hanların ölümüne kadarki kısmı anlatır. İkinci cildi Harezmşahların, özellikle Kutbeddin Muhammed ve oğlu Celaleddin’in tarihiyle birlikte Orta Asya’daki Moğol öncesi Türk hanedanları ile Hülagü Han’a kadarki Moğol varislerine dair bilgiler verir. Üçüncü cildi ise Hülagü Han’ın Batı yönüne seferlerini, Hasan Sabbah ve İsmaililerin de tarihini nakletmektedir. Devrinin olaylarını kayıt altına alan bu değerli eserde Türkler ve dönemin Türkçesine dair bilgiler yer almaktadır. Bu bilgilerden yola çıkılarak hazırlanan makalede, Cüveynî’nin Târîh-i Cihângüşâ’sı Türkoloji ve Türkçe bakış açısıyla incelenmeye çalışılmıştır. Önce Târîh-i Cihângüşâ hakkında, bu eserin önemi ve eserde yer alan çeşitli Türk boylarına ait bilgiler verildikten sonra, eserde tespit edilen ve Moğol teşkilatlanmasında son derece etkili olan Türkçe adlandırmalar ve terimler üzerinde durulacaktır.&lt;br/&gt;Târîh-i Cihângüşâ, is an often first-hand source on the development of the Mongol Empire. It is a sophisticated literary work and an essential account of the development of the Mongol Empire and Saljuks and Ismaʿilis. The work covers (I) the rise and career of Čengiz Khan and his successors down to the deaths of Güyük and Čaḡatāy, (II) the history of the Ḵᵛārazmšāhs, especially Qoṭb-al-Din Moḥammad and his son Jalāl-al-Din, besides the pre-Mongol Turkish dynasties in Central Asia and the Mongol governors before the arrival Hulāgu Khan, (III) the rest of Mongol history to Hulāgu Khan’s westward expedition besides the history of Ḥasan-e Ṣabbāḥ (q.v.) and the Ismaʿilis. By the way, it gives us some information about Turks and Turkish in his period. In this article, we examined Târîh-i Cihângüşâ, in terms of Turchology and Turkish studies sight. Firstly, information about Târîh-i Cihângüşâ, the importance of this work, and the various Turkish tribes in the work will be given, and then the Turkish names and terms that are very effective in the Mongol organisation will be discussed.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=49</link></item><item><baslik>Analyzing Fairy Tales Through the Theory of Incongruity: A Case Study of The Tümak-I Project</baslik><title>Yalanlamalı Masalların Uyumsuzluk Kuramına Göre İncelenmesi: TÜMAK-I Projesi Örneği</title><description>İnsanlığın yüzlerce yıldır komik olanın ne olduğuna dair düşünceleri sonucunda gülme-mizah
kavramları hakkında birçok yöntem ve teoriler geliştirilmiştir. Batılı mizah kuramları olan
“Üstünlük, Uyumsuzluk ve Rahatlama” son yıllarda Türk halk edebiyatı verimleri üzerine yapılan
muhtelif incelemelerde kullanılmış olup Türk mizahı ile ilgili teorik mizah çalışmalarında artış
görülmüştür. Yalanlamalı masallara bakıldığında gerçek hayatta yaşanmayacak ve birbiri ile alakası
olmayan mantık dışı olayların yan yana getirilerek dinleyici için mizahî bir durumun yaratıldığı
görülmektedir. Bu durumda yalanlamalı masalların asıl fonksiyonunun mizah ve gülme olduğu
söylenebilir, bu minvalde yalanlamalı masal ile mizah arasında doğrudan bir bağlantı kurulabilir.
Bu çalışma, mizah ile doğrudan bağlantılı olan yalanlamalı masalları mizah kuramlarından biri olan
“Uyumsuzluk Kuramı” merceğinden incelemeyi amaçlamaktadır. Bu kuramın savunmuş olduğu
“beklenen ile gerçekleşen arasındaki uyumsuzluğun doğurduğu güldürü” unsurları TÜMAK-I
Projesi kapsamında derlenmiş olan masal metinleri içinden seçilen yalanlamalı masallar
örnekleminde incelenmiştir. Yalanlamalı masalların mizahta “uyumsuzluk kuramına” malzeme
olabilecek pek çok uyumsuz durumu bünyesinde barındırdığı görülmüştür.&lt;br/&gt;Throughout centuries of contemplating what is humorous, numerous methods and theories regarding
the concepts of laughter and humor have been developed. Western humor theories like “Superiority,
Incongruity, and Relief” have been employed in various analyses conducted on Turkish folk
literature works in recent years, contributing to an increase in theoretical studies on Turkish humor.
When looking at Discrepant Tales, it is evident that illogical events, unrelated to each other and
unlikely to occur in real life, are juxtaposed to create a humorous situation for the audience. In this
context, it can be argued that the primary function of refutation fairy tales is humor and amusement,
suggesting a direct correlation between these tales and humor. This study aims to examine refutation
fairy tale, inherently linked to humor, through the lens of the “Incongruity Theory”, one of the humor
theories. The elements advocated by this theory, such as the amusement arising from the incongruity
between what is expected and what actually happens, will be scrutinized in a selection of refutation
fairy tales gathered within the scope of the TUMAK-I Project. It has been observed that refutation
fairy tales encompass many incongruous situations that could serve as material for the “Incongruity
Theory” in humor.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=54</link></item><item><baslik>Analysis of the Concept of Bridehood in Ordu Weddings from Past to Present</baslik><title>Geçmişten Günümüze Ordu Düğünlerinde Gelin Olma Anlayışı Üzerine Bir Değerlendirme</title><description>İnsan yaşamında üç önemli geçiş aşaması yer almaktadır. Bunlardan ilki doğum, üçüncüsü
ölümdür. Bu iki geçiş aşaması insan yaşamında hem yeni bir başlangıcı hem de bir bitişi
simgelemektedir. Ancak ikinci geçiş aşaması olarak görülen evlenme, insan yaşamının tam
merkezinde yer almakta ve genellikle yaşam döngüsünde büyük bir zaman dilimini kapsamaktadır.
Evlilik tek başına bir kavram olmaktan ziyade devamında aile, akrabalık, soyun devamı gibi birçok
başlığı da bünyesinde barındırmaktadır. Evliliğin ilan edilmesi konusunda düğün törenleri bir
gelenek olarak karşımıza çıkmaktadır. Düğün törenlerinin yapılış şekli her toplumda hatta aynı
toplum içerisinde yaşayan farklı etnik gruplar içinde dahi farklılıklar ve benzerlikler
gösterebilmektedir. Düğün törenleri üzerinde yaşanılan toplum kuralları, din, sosyal anlayış ve
statüler, ekonomi, eğitim gibi birçok kültürel olay etkili olmaktadır. Zaman içerisinde bu
etkenlerdeki değişiklikler insanların benimsemiş oldukları değerleri de bazen değiştirmekte bazen
de yok ederek yerine yenisini koymaktadır. Burada da bu anlayıştan yola çıkılarak Ordu
düğünlerinde zaman içerisinde değişmiş olan gelin kavramı üzerinde durulmuştur. Geçmiş
hakkında kaynak kişilerden elde ettiğimiz bilgiler günümüz gelin anlayışı ile karşılaştırmalı olarak
değerlendirilmiş, gelin olma anlayışının değişmesindeki sebepler üzerinde durularak bu
değişimlerin getirdiği olumlu ve olumsuz sonuçlar tespit edilmiştir.&lt;br/&gt;There are three important transition stages in human life. The first of these is birth, and the third is
death. These two transition stages symbolize both a new beginning and an ending in human life.
However, marriage, as the second transition stage, is at the very center of human life and generally
covers a considerable period of time in the life cycle. Rather than marriage being a concept on its
own, it also includes many titles, such as family, kinship, and the continuation of lineage. Wedding
ceremonies are a tradition to announce marriage. The way wedding ceremonies are performed may
show differences and similarities in every society, even among different ethnic groups within the
same society. Many cultural events, such as social rules, religion, social understanding and status,
economy, and education, are effective in wedding ceremonies. Changes in these factors over time
sometimes change the values that people have adopted, sometimes destroy them and replace them
with new ones. Based on this understanding, the concept of bridehood, which has changed over
time in Ordu weddings, is emphasized. The information we obtained from source people about the
past was evaluated comparatively with today's understanding of bridehood, and the positive and
negative consequences of these changes were determined by focusing on the reasons for the
change in the understanding of being a bride.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=56</link></item><item><baslik /><title>M. UYAR, “Binbaşı Abdürrauf’un Harp Günlükleri; Osmanlı Genelkurmayı’nda Alman Komutanların Emrinde”. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2022, ISBN: 978-625-429-124-1. 176 s.</title><description>&lt;br/&gt;</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=58</link></item><item><baslik>Spirit of National Struggle in the Language of Minstrels</baslik><title>Günümüz Âşıklarının Diliyle Millî Mücadele Ruhu</title><description>Türk kültüründe önemli bir yere sahip olan âşıklık geleneği, çeşitli işlevleriyle temeli şamanlığa
dayanan İslamiyet’le birlikte ozanlığa dönüşen ve 16. yüzyılda âşıklık adını alarak devam eden
kültürel bir mirastır. Geleneğin bir parçası olan âşıklar, saz ile sözü birleştirerek duygu ve
düşüncelerini ifade etmektedir. Duygu ve düşüncelerini aktarırken bireysel duyguların yanı sıra
yaşadıkları dönemin toplumsal, siyasal ve sosyokültürel özelliklerini yansıtmaktadırlar. Böylece
âşıklar hem toplumun aynası olmakta hem de düşünceleriyle toplumu yönlendiren dinamik bir
işlevsellik kazanmaktadır. Bu durum bir milletin kültürel belleğini güçlendirmekte ve millî
bilincinin oluşmasında önemli bir katkı sağlamaktadır. Bir millet olarak yaşanan ortak olayların
âşıkların dilinde yer alması milletin kültürel belleğini oluşturarak canlı kalmasını ve o millî değerin
gelecek nesillere bir miras olarak aktarılmasını sağlamaktadır. Uzun bir tarihî geçmişi olan Türk
milletinin, dönüm noktası olarak nitelendirilebilecek önemli tarihî dönemlerimden biri Millî
Mücadeledir. 1919-1922 yılları arasında dış güçlere karşı başlayan ve birçok cephede süren
bağımsızlık mücadelesi, siyasi ve askerî olarak bir millî dava bilinci doğrultusunda sonuçlanan
zaferle tarih sayfalarında yerini almıştır. Millî mücadele ruhunun azim, strateji ve inançla başarıya
ulaşması Türk milletinin Anadolu coğrafyasında yeniden doğuşu olmuştur. Bu zafer, geleneğin
içerisinde yer alan birçok âşığın dilinde yeniden anlatılarak yaşanmakta ve Türk milletinin millî
değerlerinin bilincine sahip olması sağlanmaktadır. 20 ve 21. yüzyılda millî duyguları yoğun olan
âşıkların millî mücadele konusunda şiirlerinde dile getirdiği duygu ve düşünceler, bu çalışmanın
temel kaynağını; bu şiirlerin tespit edilerek incelenmesi oluşturmaktadır. Bu çalışmada, âşıkların
duygu ve düşüncelerinde millî mücadelenin nasıl aktarıldığı ele alınmakla birlikte kültürel bellekte
millî bilincin nasıl oluşturulduğu tespit edilmiştir.&lt;br/&gt;Minstrelsy tradition has had an important place in the history of Turkish culture and literature. It
turned into a poet with Islam, which is based on shamanism with its various functions, and it is a
cultural heritage that continues in the 16th century by taking the name of minstrelsy. The minstrels,
who are a part of the tradition, express their feelings and thoughts by combining saz and words.
When minstrels express their feelings and thoughts, they also reflect the social, political, and sociocultural
characteristics, as well as their individual feelings at that time. Thus, minstrels become a
mirror of society and gain a dynamic functionality that directs society with their thoughts. This
situation strengthens the cultural memory of a nation and makes an important contribution to the
formation of national consciousness. The cultural memory of the nation is created by Telling the
common events experienced as a nation in the language of the minstrels. It ensures that the cultural
memory remains alive and that national value is passed on to future generations as a legacy. Indeed,
the period of the National Struggle is one of the important events that the Turkish nation experienced
in a long historical process and can be described as a turning point. The struggle for independence,
which started against these foreign powers between 1919 and 1922 and continued on many fronts,
took its place in the pages of history with the victory that resulted in the consciousness of a national
cause politically and militarily. The success of the national struggle spirit with perseverance,
strategy, and faith has been the rebirth of the Turkish nation in Anatolian geography. This victory is
experienced by retelling in the languages of many minstrels in the tradition. It is also ensured that
the Turkish nation is conscious of its national values. The feelings and thoughts expressed by the
minstrels in their poems about the national struggle are the main sources of this study. Determining
and examining these poems constitutes the method of the study. In short, this study deals with how
the national struggle is conveyed in the feelings and thoughts of the minstrels, and it has been
determined how the national consciousness is created in the cultural memory.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=60</link></item><item><baslik>Remarks on the Image of Modernizing Woman in Ahmet Haşim's Prose</baslik><title>Ahmet Haşim’in Nesirlerinde Modernleşen Kadın İmgesi Üzerine Bazı Dikkatler</title><description>Bu makalede Türk edebiyatının önemli şairlerinden Ahmet Haşim’in 20. yüzyıl modern hayatına ve
kadına bakış açısı ele alınmaktadır. Ahmet Haşim şiirleriyle tanınan bir isim olsa da nesirleri de
edebiyatımız için son derece önemlidir. Haşim’in nesirlerinin takdir edildiği ve sevildiği birçok
yazar ve şair tarafından dile getirilmiştir. Modernleşmenin getirdiği yenilikler, sosyal hayat, kadının
hayatımızdaki yerinin değişmesi çeşitli eserlerde yerini almıştır. Dönemin bu güncel konularına
Haşim de kayıtsız kalamamış ve düz yazılarıyla fikirlerini dile getirmiştir. Haşim’in nesirlerinde pek
çok konu ele alınmıştır ancak bu çalışmanın temelini modern kadının yeni görünümü
oluşturmaktadır. Kadınlarla ilgili fikirlerinin temelini annesine olan hayranlığı oluştursa da Haşim,
kadınların modern hayatta aldıkları yeni görüntüden rahatsızdır. Kadınlara karşı saldırgan gibi
görünen yorumlarının arkasında ne kendisini çirkin bulması ne de kadınlarla iletişim kurmakta
zorlanması yatıyor olabilir. Aksine kaynaklar onun kadınlarla yakınlaşmaktan hoşlandığını, evlilik
hayalinin hep olduğunu ve daima aşkı aradığını göstermektedir. Haşim sadece kadınların
mahreminin değişmesini, onların erkekler tarafından merak edilen cazibelerini kaybetmelerini
istemez. Haşim, kadının kıyafetinde, saçında, makyajında ve sosyal hayatta geleneksel olanı
kaybettiği için üzgündür. Bu çalışmayla Ahmet Haşim’in nesirlerinde, modernleşmenin kadın
üzerindeki etkisi üzerinde durulmuştur.&lt;br/&gt;This article discusses the perspective of Ahmet Haşim, one of the important poets of Turkish
literature, on 20th-century modern life and women. Although Ahmet Haşim is a name known for
his poems, his prose is also essential for our literature. Many writers have stated itMany writers and
poets have stated that Haşim's prose is appreciated and loved. The innovations brought about by
modernization, social life, and the change in the place of women in our lives have taken their place
in various works. Haşim could not remain indifferent to these current issues of the period and
expressed his ideas through his prose writings. Many topics are discussed in Haşim's prose, but the
basis of this work is the new appearance of modern women. Although his admiration for his mother
forms the basis of his ideas about women, Haşim is uncomfortable with the new image of women
in modern life. The reason behind his seemingly offensive comments towards women may be that
he neither considers himself ugly nor has difficulty communicating with women. On the contrary,
sources show that he liked getting close to women, always dreamed of marriage, and was always
looking for love. Haşim does not only want women's privacy to change and for them to lose their
charm that men wonder about. Haşim is sad that women have lost the tradition in their clothes, hair,
make-up, and social life. This study focuses on the effect of modernization on women in Ahmet
Haşim's prose.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=65</link></item><item><baslik>Sebk-i Hindî Effect in Nahîfî’s Translation of Masnavi</baslik><title>Nahîfî’nin Mesnevi Tercümesinde Sebk-i Hindî Etkisi</title><description>Mevlâna Celaleddin-i Rumi’nin dünyaca tanınmış eseri Mesnevi, Farsça kaleme alınmasına rağmen gerek edebî ve sanatsal yönü gerek muhtevası ile Türk kültür ve edebiyatını derinden etkilemiş en önemli kaynaklardandır. Mesnevi’nin Türkçeye kazandırılması hususunda çeşitli girişimler olsa da tercüme bölümleri de içeren şerhleri bir yana bırakırsak, oldukça hacimli ve sanatlı olan eserin tamamının tercümesi ancak 18. yüzyıl şairlerinden Süleyman Nahîfî tarafından gerçekleştirilir. 1730 yılında tamamlanan manzum tercüme, kendisinden sonraki Mesnevi tercümeleri için de bir örnek teşkil eder. Nahîfî’nin kullandığı çeviri yöntemi, eserin mukaddimesinde de belirtildiği üzere, genellikle kaynak metni kelimesi kelimesine tercüme etmek yerine, her bir beyitinin ifade ettiği anlamı olabildiğince koruyarak manzum bir metin oluşturma çabası şeklinde ifade edilebilir. Bu durum, şairin kaynak metni kurarken sanatını yansıtacak şekilde kişisel tasarrufta bulunmasını ve ister istemez etkisinde kaldığı dil ve söyleyiş üslubunu da metne yansıtmasını kaçınılmaz hâle getirir. Bu makalede, Klasik şiirimizde farklı kollarda gelişen Sebk-i Hindî içinde, Nabi ekolünün izinde hikemi şiirleriyle tanınan Nahîfî’nin oldukça rağbet görmüş Manzum Mesnevi tercümesi; Sebk-i Hindî’nin dil ve lafız özellikleri bakımından incelenmiştir. Tespit edilen örneklerde üsluba ait etkiler belirtilerek çalışmada sunulmuştur.&lt;br/&gt;Mevlânâ Celaleddin-i Rumi’s world-renowned work, despite being written in Persian, Masnavi, is one of the most important sources that deeply influenced Turkish culture and literature with its literary and artistic aspects as well as its content. Although there were various attempts to translate the Masnavi into Turkish, aside from the commentaries that include translated sections, the complete translation of this voluminous and artistic work was only realized by Süleyman Nahîfî, an 18th-century poet. The poetic translation, completed in 1730, also served as an example for subsequent Masnavi translations. As stated in the preface of the work, Nahîfî’s translation method can be described as an effort to create a poetic text by preserving the meaning expressed by each couplet as much as possible rather than translating the source text word for word. This situation inevitably makes it necessary for the poet to reflect on his personal discretion and the style and expression he was influenced by while constructing the source text. In this article, Nahîfî’s highly acclaimed poetic Masnavi translation, known for his didactic poems in the Sebk-i Hindî style, which developed in different branches in our classical poetry, has been examined in terms of the linguistic and verbal characteristics of Sebk-i Hindî. The effects of the style identified in the examples have been indicated and presented in the study.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=67</link></item><item><baslik>Reading Essay on the Bride Bringing Photograph of Erzurum Köşk Village</baslik><title>Erzurum Köşk Köyü Gelin Getirme Fotoğrafı Üzerine Okuma Denemesi</title><description>Geçmiş ile geleceği birleştiren kültür, insanların yaşam merkezidir. Topluluk hâlinde yaşayan insanların ortak bir hafızası vardır. Bu ortak hafıza doğrultusunda yaşadıkları yerlere kalıcı izler bırakan kişiler zihinlerine de anıları kaydeder. Zihinlerinde var olan anılar kişilerin anlattığı kadar bilinir. Bu anılar zamanla akıldan silinebilir. Bir başka kişiye aktarılırken gerçekliği ve netliği kaybolur. Fotoğraf makinesinin icadıyla insanların yaşadığı anlar somut hâle gelir. İnsanlar fotoğraf makinesiyle özel günlerini, gezdikleri yerleri, önem verdikleri nesneleri çekerler. Zaman içerisinde biriken fotoğraflar anı hâline gelir. Her dönemin kendine has özellikleri vardır. Bu özellikler fotoğraflar üzerinden gözlemlenebilir ve okunabilir. Örneğin, bir doğum günü fotoğrafı okunduğunda insanların kıyafetleri, evdeki eşyalar, yapılan hazırlıklar ve yemeklerde dönemin kültürel unsurları ortaya çıkar. Burada incelenen fotoğrafta düğünün bir parçası olan gelin getirme âdeti vardır. Fotoğraf yorumlanarak düğüne ait bir kısım gelenekler, insanların giyim-kuşamları, mesken yapısı üzerinden unutulmaya yüz tutmuş kültürel unsurlar aktarılır. Günümüze göre dönemin fotoğraf makinesinin çekim kalitesi düşüktür. Fotoğrafın her detayının net çıkmamasına siyah-beyaz olması da sebeptir.&lt;br/&gt;The culture that combines the past and the future is the center of people's lives. People living in a community have a permanent memory. In line with this common memory, people who leave permanent marks on the places they live also record memories in their minds. The memories that exist in their minds are not as well-known as people tell. These memories can be erased from the mind over time. Their reality and clarity are lost when transferred to another person. With the invention of the camera, the moments people live have become concrete. People take photos of their special days, places they visit, and objects they care about with their cameras. The photos that accumulate over time become memories. Each period has its own characteristics. These characteristics can be observed and read through photographs. For example, when a birthday photo is read, the cultural elements of the period emerge in the clothes of the people, the objects in the house, the preparations made, and the meals. In the photo examined here, there is the tradition of bringing the bride, which is a part of the wedding. By interpreting the photo, cultural elements about to be forgotten are conveyed through a section of the wedding traditions, people’s clothing, and housing structure. The shooting quality of the camera of the period is low compared to today. The reason why not every detail of the photo is clear is that it is black and white.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=68</link></item><item><baslik>Eagle in Turkic Epics of Siberian Region</baslik><title>Sibirya Sahası Türk Destanlarında Kartal</title><description>Mitik düşünce toplumun bulunduğu çevreden beslenerek büyür ve zenginleşir. Orta Asya bozkırlarında hayvanlar ile yakın teması bulunan Türkler, karşılaştıkları hayvanlar etrafında birtakım inançlar geliştirmiş; aynı zamanda bu hayvanları anlatı dünyasına da aktarmıştır. Türklerin mitik düşüncelerine ve aynı zamanda destanlarına aktardıkları hayvanlardan biri kartaldır. Gökyüzündeki azametiyle dikkat çeken kartal hem mitik düşüncede hem de destan dünyasında olumlu vasıflarıyla öne çıkarılmış, yalnızca bir kuş olmanın ötesine taşınarak farklı tasavvurlar içinde farklı görevler üstlenmiştir. Bu çalışmada kartalın Sibirya sahası Türk destanlarındaki yerini tespit etmek amacıyla Altay Türklerine ait 25, Hakas Türklerine ait 9, Şor Türklerine ait 16, Tuva Türklerine ait 15, Yakut Türklerine ait 3 destan olmak üzere Türkiye Türkçesine aktarılmış olan toplam 70 destan metni incelenmiş; bunlardan “Maaday Kara”, “Cañar”, “Kan Kapçıkay”, “Altay Buuçay”, “Oçı Bala”, “Katan-Kökşin le Katan-Mergen”, “Culuruyar Nurgun Bootur”, “Ehe Khara Atlı Eles Bootur”, “Er Sogotoh” ve “Boktu-Kiriş, Bora-Şeeley” destanlarında kartala dair kayda değer veriler elde edilmiştir. Çalışmada kartalın destan dünyasındaki yeri değerlendirilmekle birlikte kartala dair tasavvurlara geniş bir açıdan bakabilmek için kartalın mitik düşüncedeki yeri de değerlendirilmiştir. Böylece mitik düşünceden destan dünyasına uzanan çizgide Türklerin kartala bakışı ortaya konulmaya çalışılmıştır.&lt;br/&gt;Mythic thought grows and enriches by feeding on the environment in which the society is located. Turks, who had close contact with animals in the Central Asian steppes, developed some beliefs around the animals they encountered and transferred these animals to the narrative world. The eagle is one of the animals that Turks transferred to their mythical thoughts and epics. The eagle, which draws attention with its grandeur in the sky, has been highlighted with its positive qualities both in mythical thought and in the world of epics; it has taken on different tasks in different imaginations by going beyond being just a bird. In this study, the characteristics of the eagle in Siberian field Turkish epics are evaluated, and to look at the imaginations of the eagle from a broad perspective, the place of the eagle in mythical thought is also evaluated. Thus, the Turks’ perspective on the eagle has been tried to be revealed in the line extending from mythical thought to the world of epics.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=69</link></item><item><baslik>Overview of the Problems of Anonymous Folk Literature: ‘The Cauldron Hit the Head of the Fountain’ Example of Turkish Folk Song and Variants</baslik><title>Anonim Halk Edebiyatının Sorunlarına Bakış: “Çeşmenin Başına Vurmuş Kazanı” Adlı Türkü ve Varyantları Örneği</title><description>Halk edebiyatı, Türk halkının yüzyıllar boyunca ortak bir şekilde oluşturduğu edebî ürünleri ortaya koyma bakımından önemli bir yer teşkil etmektedir. Sözlü olarak başlayan bu edebiyat, yazının bulunmasıyla sözlü ve yazılı olarak varlığını devam ettirmiştir. Halkın duyguları, düşünceleri, hayalleri dilden dile gönülden gönüle bu şekilde aktarılmıştır. Türk ruhunu yansıtan ve halkın diliyle söylenegelen edebiyat unsurları, elbette yazılı veya sözlü aktarım esnasında çeşitli sıkıntıları da beraberinde getirmiştir. Birçok sebebe dayanan hatalar, kaynağını sözlü kültür ürünlerinden alması ve dilden dile, kulaktan kulağa aktarılması bakımından en çok da anonim halk edebiyatında varlığını göstermiştir. Anonim halk edebiyatının en önemli unsurlarından biri olan türkü; bu çalışmada bize yol gösterecektir. En eski çağlardan beri Türk halkının duygusunu, inancını ve durumunu barındıran türkü özelinde meselelere bakılarak; bir türkü örneğinden hareketle anonim halk edebiyatının sorunlarına değinilmiştir. Çalışmaya konu olan türkü ve varyantları, araştırmanın temel kaynağını oluşturmaktadır. Türkülerin varyantları tespit edilip karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu çalışmada amaç, özelden genele giderek edebiyatımızdaki meselelere çözüm önerileri sunmak ve çözüme katkıda bulunmaktır. Bunun için Sonuç kısmında önerilere yer verilmiştir. Sözlü edebiyatın genelinde var olan değişimin ve yeniden üretimin incelenen türküde de var olması bu tip anlatımların doğası gereği olağandır. Çalışmada, sözlü gelenek ürünü olan türkülerin incelenmesi neticesinde farklılaşmanın sebepleri üzerinde durulmuş, bu farklılaşmanın olumlu ve olumsuz sonuçları tespit edilmiştir.&lt;br/&gt;Folk literature has an important place in terms of revealing the literary products that the Turkish people have created in a common way for centuries. This literature, which started orally, continued its existence in oral and written form with the invention of writing. The elements of literature, which reflect the Turkish spirit and are sung in the language of the people, have, of course, brought along various problems during written or oral transmission. These errors, based on many reasons, have shown their existence mostly in Anonymous folk literature in terms of taking its source from oral culture products and being conveyed from language to language and from ear to ear. The folk song, one of the most essential elements of anonymous folk literature, will guide us in this study. The issues will be examined in the special case of the folk song, which has harboured the feelings, beliefs, and situations of the Turkish people since the earliest ages; the problems of anonymous folk literature will be addressed based on a folk song example. The aim is to offer solutions to the problems in our literature and contribute by going from specific to general. Suggestions are given in the conclusion part of the study. With these suggestions, it is aimed to prevent the wrong transmission of folk songs, which are the memory of the Turkish nation, from generation to generation because every wrong transfer will take away a value from our cultural treasure. The duty of folklorists is to address these problems with a solution-oriented approach.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=71</link></item><item><baslik /><title>E. CASSİRER “Kültür Bilimlerinin Mantığı Üzerine Türkçesi: Milay Köktürk” Ankara: Hece Yayınları, 2017, ISBN: 975-8988-33-6. 179. s.</title><description>&lt;br/&gt;</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=72</link></item><item><baslik>About of Sultan Abdulaziz</baslik><title>Sultan Abdülaziz'e Dâir</title><description>Osmanlı Türkçesinden yayına hazırlanmış olan bu çalışmada; Sultan Abdülaziz ve (1861-1876)
döneminde yaşananlar ele alınmaktadır. İbnülemin Mahmud Kemal İnal tarafından yazılmış olan
bu makale, XIX. yüzyılın ikinci yarısındaki Osmanlı’yı anlatmakta ve yaşanan çıkar çatışmalarını,
ülke içerisindeki devlet adamı polemiklerini, Sultan Abdülaziz’in hamleleri ile kendisine karşı
oluşan darbeci kadroyu değerlendirmektedir. Sultan Abdülaziz’e karşı düzenlenecek olan darbeyi
ve darbe sürecinin oluşumu ile 30 Mayıs 1876 tarihinde hâl’ edilen Sultan Abdülaziz’in 4
Haziran’da vefat etmesi de makalenin temas ettiği asıl meseleler arasında bulunmaktadır. Yazar,
burada Sultan’ın vefatına dair “intihar” veyahut “katil” iddiaları üzerinde durmuş ve birtakım
ifadeler sarf etmiş olsa da her iki ihtimâle dair “kesin” bir karar verememiştir. İbnülemin Mahmud
Kemal İnal’ın bu eseri, günümüz harflerine aktarılırken herhangi bir sadeleştirme işlemine maruz
kalmamıştır. Metin içerisinde anlamı bilinemeyecek derecede bulunan tamlama ve kelimeler,
dipnotlar vâsıtasıyla açıklanmıştır. Ayrıyeten, makale içerisinde geçen kişi veya olaylarla ilgili ek
açıklama yapmak için de dipnotlara başvurulmuş ve tarafımızca verilen her dipnot “(S.Y.)”
ibaresiyle eklenmiştir.&lt;br/&gt;This work, which is transcribed from original Ottoman script, the period of Sultan Abdulaziz (1861-1876) is discussed. The article written by Ibnulemin Mahmud Kemal Inal, it describes the Ottoman Empire in the second half of the XIXth century and evaluates the conflicts of interest experienced, statesman polemics within the country, the putschist cadre formed against it by the moves of Sultan Abdulaziz. Dec mation of the coup process and the death of Sultan Abdulaziz, who was deposed on May 30, 1876, on June 4 are also among the main issues that the article deals with. Although the author has focused on the “suicide” or “murderer” claims about the Sultan’s death here and has made some statements, he has not been able to make a “definitive” decision about either possibility.

This work of Ibnulemin Mahmud Kemal Inal, has not been subjected to any simplification process while being transferred to modern letters. Some words and conjunctions added to integrate the meaning in the text are also given in square brackets “[]”. The completions and words, the meaning of which cannot be known in the text, are explained by means of footnotes. In addition, footnotes have also been applied to make additional explanations about the persons or events mentioned in the article and each footnote provided by us “(S.Y.)” has been added with the phrase.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=74</link></item><item><baslik>The Role and Importance of Fairy Tales in Cultural Transfer in Teaching Turkish as a Foreign Language: The Example of the TÜMAK-I Fairy Tale Project</baslik><title>Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretiminde Masalların Kültür Aktarımındaki Rolü ve Önemi: TÜMAK-I Masal Projesi Örneği</title><description>Bu makale yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde TÜMAK masallarının kültürel aktarımını destekleyen ve dil becerilerini geliştiren etkili bir araç olarak nasıl kullanılabileceğini ele almaktadır. Masalların içerdiği hayal gücü, kurgusal zenginlik ve dilsel çeşitlilik, onları öğrenici motivasyonunu artıran edebî eserler hâline getirmektedir. Makale, masalların okuma, dinleme, konuşma ve yazma becerilerinin geliştirilmesindeki rolüne ayrıntılı bir şekilde odaklanmaktadır. Türk Masal Külliyatı (TÜMAK)-I, zengin bir kaynak sunmaktadır. Özellikle masalların tekerleme, ritim, kafiye, deyim ve atasözleri gibi dil öğeleri barındırması, dilin güzelliklerini ve canlılığını yalın bir şekilde öğrenicilere sunmaktadır. Bunun yanı sıra masallar, dil seviyesine göre uyarlanarak öğrencilerin okuma-anlama, dinleme, konuşma ve yazma becerilerini geliştirmelerine yardımcı olmaktadır. Okuma becerisi bağlamında TÜMAK masalları, öğrencilerin metni anlamalarını kolaylaştıran yapısıyla dikkat çekmektedir. Öğrencilere masal metinlerinden kelime avı yapma, yeni kelimelerle cümle oluşturma veya ana fikir çıkarma gibi etkinlikler önerilmektedir. Dinleme becerisi geliştirme sürecinde ise masalların sesli anlatımları, öğrencilerin tonlama ve vurgu gibi konuşma özelliklerini öğrenmelerine yardımcı olmaktadır. Ayrıca dinleme etkinlikleri, öğrencilerin dinledikleri metni özetleme, olayları sıralama ve karakterlerin niyetlerini yorumlama gibi beceriler geliştirmesini sağlamaktadır. Yazma becerisine yönelik etkinlikler arasında masalların farklı bir sonla tamamlanması, karakterlerin bakış açısından günlük yazılması veya öğrencilerin kendi kültürlerine ait bir masalı Türkçe olarak yazmaları bulunmaktadır. Bu tür yaratıcı etkinlikler, dilbilgisi yapılarını pekiştirirken öğrencilerin hayal güçlerini de geliştirmektedir. Konuşma becerisi açısından ise masallar, öğrencilerin grup çalışmalarıyla dramatizasyon yapmalarına, masal temalı tartışmalara katılmalarına veya karakterler üzerinden diyaloglar oluşturmalarına olanak tanımaktadır. TÜMAK masalları, yalnızca dil öğrenimini değil, aynı zamanda kültürel aktarımı da desteklemektedir. Türk halkının gündelik yaşamını, toplumsal normlarını, doğayla ve toplumla ilişkisini yansıtan TÜMAK masalları, öğrenicilere Türkçe dil becerilerinin yanı sıra Türk kültürüne dair farkındalık kazandırmaktadır. Bu yönleriyle TÜMAK masalları, yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde etkili bir araç olmanın ötesinde, kültürel bağlamın aktarılmasını da mümkün kılan zengin bir öğrenme kaynağı sunmaktadır.&lt;br/&gt;This article explores how TÜMAK tales can be utilized as an effective tool in teaching Turkish as a foreign language by supporting cultural transmission and enhancing language skills. The imagination, narrative richness, and linguistic diversity inherent in these tales transform them into literary works that boost learners' motivation. The study delves into the role of tales in developing reading, listening, speaking, and writing skills in detail. Türk Masal Külliyatı (TÜMAK) offers a rich resource in this context. Tales featuring linguistic elements such as rhymes, rhythm, proverbs, idioms, and tongue twisters present the beauty and vibrancy of the language to learners in a simple yet engaging manner. Additionally, when adapted to different language levels, these tales help students improve their reading comprehension, listening, speaking, and writing skills. In terms of reading skills, TÜMAK tales stand out with their structure, which facilitates comprehension. Suggested activities include word hunts within tales, forming sentences with new vocabulary, and identifying the main idea. For listening skills, oral narrations of tales help students learn speech features like intonation and emphasis. Listening activities also develop skills such as summarizing the heard text, sequencing events, and interpreting the intentions of characters. Writing-focused activities include completing tales with alternative endings, writing diaries from the perspectives of characters, or composing tales from students' own cultures in Turkish. These creative tasks reinforce grammatical structures while enhancing students' imagination. For speaking skills, tales provide opportunities for group dramatizations, tale-themed discussions, and the creation of dialogues based on characters. Such activities offer learners a chance to use the language naturally and collaboratively. Beyond supporting language acquisition, TÜMAK tales also facilitate cultural transmission. By reflecting the daily lives, societal norms, and relationships with nature and community of the Turkish people, these tales provide learners with not only Turkish language skills but also an awareness of Turkish culture. In this regard, TÜMAK tales serve as a comprehensive learning resource that goes beyond being a mere language-teaching tool, enabling the transmission of cultural context while fostering an engaging and multidimensional learning experience in teaching Turkish as a foreign language.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=77</link></item><item><baslik>Evaluation of Speaking Activities in Yeni İstanbul B1 and B2 Coursebooks Used in Teaching Turkish to Foreigners</baslik><title>Yabancılara Türkçe Öğretiminde Kullanılan Yeni İstanbul B1 ve B2 Ders Kitaplarındaki Konuşma Etkinliklerinin Değerlendirilmesi</title><description>Bu araştırmanın amacı, Yeni İstanbul B1 ve B2 seviyelerindeki Türkçe öğretim kitaplarının konuşma etkinlikleri ve beceri alanları açısından detaylı bir şekilde incelemektir. Bu amaç minvalinde konuşma etkinliklerinin türsel dağılımı, konuşma alanına ayrılan yerin diğer becerilere oranı ve kitapların ADOÇEP üretimsel ve etkileşimli konuşma beceriyle uyumu betimsel analiz yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bu çalışma Yeni İstanbul B1 ve B2 seviyelerinde yer alan kitapların konuşma etkinlikleri ve beceri alanları açısından etkinliğini ve uyumunu derinlemesine incelemektedir. Bulgular, kitaplarda konuşma becerisinin genel olarak dengeli bir şekilde işlendiğini ancak eleştirel düşünmeyi teşvik eden etkinliklerin yeterli düzeyde yer almadığını göstermektedir. Özellikle üretimsel konuşma becerilerine yönelik etkinliklerin sayısının etkileşimli konuşmaya göre daha az olduğu gözlemlenmiştir. Çalışma yabancılara Türkçe öğretimi alanındaki eğitim materyallerinin konuşma becerisi çerçevesinde daha etkili kullanılabilmesi için öneriler sunmaktadır. Araştırma dil öğretiminde karşılaşılan önemli sorunlara ışık tutarak öğretmenlerin daha etkili ve hedef odaklı öğretim stratejileri geliştirmelerine yardımcı olmayı hedeflemektedir. Bu analiz dil öğrenme sürecinde konuşma becerisinin geliştirilmesinin önemini vurgularken aynı zamanda öğretim materyallerinin bu amaca hizmet etme düzeyini de gözler önüne sermektedir.&lt;br/&gt;The aim of this research is to conduct a detailed analysis of the speaking activities and skill areas in the Turkish teaching textbooks at the B1 and B2 levels of Yeni İstanbul. In line with this objective, the distribution of speaking activities by type, the proportion of space allocated to speaking compared to other skills, and the alignment of the books with ADOÇEP’s productive and interactive speaking skills were evaluated using the descriptive analysis method. This study provides an in-depth examination of the effectiveness and compatibility of the speaking activities and skill areas in the Yeni İstanbul B1 and B2 textbooks.**

**The findings indicate that speaking skills are generally covered in a balanced manner in the books; however, activities that encourage critical thinking are not sufficiently included. In particular, it has been observed that the number of activities focusing on productive speaking skills is lower compared to interactive speaking. This study offers recommendations for a more effective use of educational materials in the field of teaching Turkish as a foreign language within the framework of speaking skills. By shedding light on key issues encountered in language teaching, the research aims to assist teachers in developing more effective and goal-oriented teaching strategies. While emphasizing the importance of developing speaking skills in the language learning process, this analysis also highlights the extent to which teaching materials serve this purpose.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=83</link></item><item><baslik>The Turkic Folk Game Chovgan in Nizami's Works: Literal Meaning and Metaphorical Plane</baslik><title>Türk Xalq Oyunu Olan Çövkan Nizami Əsərlərində:  Müstəqim Anlamda və Məcaz Müstəvisində</title><description>Bəşər tarixi boyunca xalqları bir-birinə yaxınlaşdıran da, onları fərqli yapan da əsasən dünya və kainata baxış tərzi, dili, folkloru, söz və sənətin ayrı-ayrı sahələrinə aid bədii nümunələr, milli-etnik xüsusiyyətlər, adət-ənənələr, mətbəx və süfrə mədəniyyəti olmuşdur. Bu sırada hər bir xalqın məişətinin və həyat tərzinin ayrılmaz hisəsi olan xalq oyunları da xüsusi yer tutur. Bütün bu sadaladıqlarımız haqqında məlumat verən ən etibarlı qaynaqlar isə xalqın dünya ədəbiyyatı xəzinəsinə bəxş etdiyi ədəbi örnəklərdir. Hər bir sənətkar və şair öz millətinin mənəvi dəyərlərinin gələcək nəsillərə daşıyıcısıdır və məhz bu səbəbdən də xalq oyunlarının ayrı-ayrı elementlərinin unudulmaması üçün bədii əsərlərin bu aspektdən incələnməsinə ehtiyac vardır. 
Dünya ədəbiyyatında ilk “Xəmsə”nin yaradıcısı, söz sənəti tarixində bir çox ilklərə imza atmış, onu həm mövzu, motiv və məzmun baxımından, həm də forma və üslub cəhətdən yeni zirvələrə ucaltmış XII əsr Azərbaycan şairi Nizami Gəncəvinin əsərlərində Türk xalqlarının həyat tərzi, dünyagörüşü, mifoloji təfəkkürü, dünya, kainat haqqındakı fəlsəfi düşüncələri, təbiətdən istifadə mədəniyyəti, xalq oyunları və onların millətin həyatındakı yeri və s. haqqında məlumatlar bədii məcazlar örtüyünə bürünərək, şairin sehrli və istedadlı qələmi ilə salnamələşmişdir. Bu elementlərdən biri də Türk xalqları arasında geniş yayılmış çövkan oyunudur. 
Nizami Gəncəvi əsərlərində hər bir məfhumun müstəqim və məcazi anlamlarından, işlənmə yer və məqamlarından, fiziki və funksional xüsusiyyətlərindən poetika sənətinin zəngin fiqurları üçün bir alət kimi istifadə edilmişdir. 
Məqalədə Nizami Gəncəvi əsərlərində çövkan oyunu, onun məhz Türk xalqlarına xas incə detalları, “çövkan”ın şair tərəfindən poetik təsvir və ifadə vasitəsi kimi işlənmə özəllikləri araşdırılmışdır. 
Araşdırma zamanı mətnlər üzərində iş aparılmış, hermenevtik tədqiqat üsulunun imkanlarından istifadə edilmişdir. Bundan başqa, tarixi-müqayisəli, induktiv və deduktiv metodlardan, linqvopetik təhlil üsulundan da faydalanmışıq.
&lt;br/&gt;На протяжении всей истории человечества народы сближались и различались, главным образом, благодаря их мировоззрению и космологии, языку, фольклору, художественным образцам в различных областях словесного и изобразительного искусства, национально-этническим особенностям, обычаям, традициям, а также кулинарной и застольной культуре. В этом ряду особое место занимают народные игры, являющиеся неотъемлемой частью быта и образа жизни каждого народа. Наиболее надежными источниками информации обо всем вышеперечисленном являются литературные образцы, подаренные народом сокровищнице мировой литературы. Каждый художник и поэт является носителем духовных ценностей своего народа для будущих поколений, и именно поэтому существует необходимость в изучении художественных произведений с этой точки зрения для сохранения отдельных элементов народных игр.
В произведениях Низами Гянджеви, азербайджанского поэта XII века, создателя первой «Хамсе» в мировой литературе, оставившего след во многих начинаниях в истории словесного искусства и поднявшего его на новые вершины как с точки зрения тем, мотивов и содержания, так и с точки зрения формы и стиля, сведения об образе жизни тюркских народов, их мировоззрении, мифологическом мышлении, философских размышлениях о мире и космосе, культуре использования природы, народных играх и их месте в жизни народа и т. д. запечатлены под покровом художественных метафор волшебным и талантливым пером поэта. Одним из этих элементов является игра човган, широко распространенная среди тюркских народов.
В произведениях Низами Гянджеви каждое понятие использовалось как инструмент для богатых фигур поэтического искусства, исходя из его прямых и метафорических значений, мест и обстоятельств использования, физических и функциональных особенностей.
В статье исследуются игра човган в произведениях Низами Гянджеви, ее тонкие детали, присущие именно тюркским народам, особенности использования «човгана» поэтом как средства поэтического описания и выражения.
В ходе исследования проводилась работа с текстами, использовались возможности герменевтического метода исследования. Кроме того, применялись историко-сравнительный, индуктивный и дедуктивный методы, а также метод лингвопоэтического анализа.
</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=85</link></item><item><baslik /><title>Muhammed AVŞAR, Özlem ÜNALAN “Karagöz Geleneğinde Usta Bir Hayalî Kemal Atan Gür ve Oyunları Üzerine Bir İnceleme”. Çanakkale: Paradigma Yayınları, 2025, ISBN: 978-625-5548-60-3. 410 s.</title><description>&lt;br/&gt;</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=87</link></item><item><baslik>Ümit ŞENGEL, Burhanettin ZENGİN “Turizm Ekonomisi”. Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık, 2024, ISBN 978-625-371-563-2.  372 s.</baslik><title>Ümit ŞENGEL, Burhanettin ZENGİN “Turizm Ekonomisi”. Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık, 2024, ISBN 978-625-371-563-2.  372 s.</title><description>&lt;br/&gt;</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=89</link></item><item><baslik>Examining Post-World War I Social and Literary Movements Through Periodicals: The Case of Yeni Dünya Journal</baslik><title>Birinci Dünya Savaşı Sonrası Toplumsal ve Edebî Hareketliliği Süreli Yayınlar Üzerinden İncelemek: Yeni Dünya Dergisi Örneği</title><description>Edebî metinlere birinci elden ulaşarak yapılan değerlendirmeler, edebiyat tarihçiliğinin yöntem bilgisi bakımından en güvenilir araçlarındandır. Süreli yayınlardan elde edilen metinler devrin hem sosyal hem de kültürel atmosferine ışık tutması bakımından da önemlidir. Birinci Dünya Savaşı sonrası edebî ve toplumsal hareketliliği tarihsel olgulara dayalı bilgi ve belgelerden hareketle yorumlamak amacıyla, bu çalışmada, 1919’da toplam beş sayı yayımlanan Yeni Dünya dergisi ele alınmıştır. Dönemin panoramasını çeşitli açılardan yansıtan Yeni Dünya, edebiyat tarihçiliğine kaynaklık etme potansiyeli, yayın politikası, teknik özellikleriyle edebî ve kültürel faaliyetleri bakımından incelenmiştir. Dergide yer verilen reklam ve ilanlar; devrin savaş sonrası etkinliklerini ve ihtiyaçlarını görmek açısından dikkate değer kabul edilmiş ve incelemeye dâhil edilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde dergide yayımlanan edebî metinlerden örnekler verilmiştir. Son kısımda ise diğer araştırmacıların çalışmalarına katkı sağlayacağı düşünülen bir tahlili fihrist eklenmiştir. Derginin incelenmesi sonucunda dönemin sosyal koşullarının yayıncılık anlayışına etkisi işaret edilmiş, Birinci Dünya Savaşı’nın geçkin etkilerinin aktüalite ve matbuat hayatında nasıl göründüğü irdelenmiştir.&lt;br/&gt;Evaluations made through direct access to literary texts are among the most reliable tools in terms of the methodological knowledge of literary historiography. Texts obtained from periodicals are important in that they shed light on both the social and cultural atmosphere of the era. In order to interpret the literary and social dynamism following World War I based on historical facts and documents, this study examines the magazine Yeni Dünya, which published a total of five issues in 1919. Reflecting the panorama of the period from various perspectives, Yeni Dünya is analyzed in terms of its potential to serve as a source for literary historiography, its publication policy, technical features, and its literary and cultural activities. Advertisements and notices featured in the magazine are considered noteworthy for understanding the post-war activities and needs of the era and are included in the analysis. The second part of the study presents examples of literary texts published in the magazine. In the final section, an analytical index is provided, which is expected to contribute to other researchers in their work. As a result of the magazine’s examination, the influence of the social conditions of the period on publishing practices is highlighted, and the lingering effects of World War I on current events and the press are explored.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=91</link></item><item><baslik>Folk Culture Elements in the Film “Once Upon a Time in Anatolia”</baslik><title>“Bir Zamanlar Anadolu’da” Filminin Halk Kültürü Unsurları</title><description>Bu makale, Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu’da” filminde halk kültürü unsurlarının nasıl temsil edildiğini ve bu unsurların kültür aktarımı bağlamında nasıl bir işlev üstlendiğini incelemektedir. Araştırmanın amacı, maddi ve manevi kültür ögelerinin sinema aracılığıyla nasıl yansıtıldığını ve bu unsurların kültürel bellek aktarımındaki işlevlerini ortaya koymaktır. Çalışmada nitel araştırma desenlerinden içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma dokümanını söz konusu film oluşturmaktadır. Analiz sürecinde Sedat Veyis Örnek’in halk kültürü tasnifi temel alınmış; mekân, mimari, giyim-kuşam, yemek kültürü, halk edebiyatı, inançlar ve ritüeller gibi unsurlar değerlendirilmiştir. Kültürel değerler binlerce yıldan beri yazılı, sözlü ya da görsel şekiller aracılığıyla nesilden nesle aktarılmaktadır. Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle birlikte sinema bu değerlerin aktarılmasında çok önemli bir konuma gelmektedir. Teknolojinin geniş kitlelere erişim amacı doğrultusunda en önemli görsel mecralardan birisi de sinemadır. Sinemanın dinamik ve çok sesli olması; ideoloji, kültür ve sanat parçalarını bir arada taşımasına olanak sağlamaktadır. Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu’da” filmi, Anadolu taşrasının kültürel yapısını, geleneksel değerlerini ve toplumsal ilişkilerini yansıtan güçlü bir görsel anlatı sunmaktadır. Film, halk kültürü unsurlarını derinlikli bir biçimde işlemekte ve kırsal yaşamın gündelik gerçekliğini gözler önüne sermektedir. Filmde en belirgin halk kültürü unsurlarından biri sözlü kültürdür. Köylüler arasındaki diyaloglarda atasözleri, deyimler ve halk anlatıları kullanıldığı görülmektedir. Bulgular, filmde maddi kültür (köy yaşamı, mimari, mutfak kültürü, geleneksel giyim) ve manevi kültür (atasözleri, deyimler, ağıt, halk müziği, dini inanışlar) unsurlarının yoğun biçimde işlendiğini göstermektedir. Sonuç olarak, Ceylan’ın sineması halk kültürünün korunması ve aktarılmasında görsel bir bellek işlevi üstlenmektedir.&lt;br/&gt;This article examines the representation and functional role of folk culture elements in Nuri Bilge Ceylan’s film, Once Upon a Time in Anatolia. The research aims to reveal how tangible and intangible cultural components are reflected through the medium of cinema, and to elucidate their functions in the context of cultural memory transmission across generations. The study employs qualitative research methodology, utilizing the content analysis technique. The universe of the research is defined as New Turkish Cinema, with the subject film serving as the specific sample. The analysis process is fundamentally structured upon Sedat Veyis Örnek’s classification of folk culture, evaluating elements such as setting, architecture, clothing, food culture, folk literature, beliefs, and rituals. While cultural values have historically been transmitted through written, oral, and visual forms, cinema has emerged as a crucial medium for the preservation and dissemination of these values in the age of technological advancement. The dynamic and polyphonic nature of cinema allows it to simultaneously carry ideological, cultural, and artistic fragments. Ceylan’s Once Upon a Time in Anatolia offers a powerful visual narrative reflecting the cultural structure, traditional values, and social relations of the Anatolian countryside, deeply processing folk culture elements and exposing the everyday realities of rural life. The most prominent folk culture elements in the film include oral culture, evidenced by the extensive use of proverbs, idioms, and folk narratives in the villagers’ dialogues. Findings indicate a dense presence of both tangible culture (village life, architecture, cuisine, and traditional attire) and intangible culture (proverbs, idioms, laments, folk music, and religious beliefs). In conclusion, Ceylan’s cinema serves as a visual memory function for the preservation and transmission of Turkish folk culture.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=95</link></item><item><baslik>Multilingualism in Advertising in Kazakhstani Media</baslik><title>Kazakistan Medyasındaki Reklamlarda Çok Dillilik</title><description>Bu çalışma, Kazakistan’daki çok dilliliğin yazılı ve basılı reklamlara yansımasını incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntemiyle tasarlanmış olan çalışmada 2020-2024 yılları arasında yayımlanan 50 yazılı / basılı reklam afişi, doküman incelemesi yoluyla analiz edilmiştir. MAXQDA Pro 2022 programı kullanılarak dört temel alt problem doğrultusunda veriler kodlanmış; frekans dağılımları, ifade farklılıkları ve dil sıralamaları incelenmiştir. Bulgulara göre çok dilli reklamlarda Kazakça ve Rusçanın birlikte kullanımı yaygındır; bu durum hem yasal düzenlemeler hem de toplumsal alışkanlıklarla ilişkilidir. En fazla reklamın gıda sektörüne ait olduğu belirlenmiş; bunu iletişim, finans ve kamu spotları takip etmiştir. İngilizce ifadelerin gıda, teknoloji ve medya alanlarında kullanıldığı görülmüştür. Çok dilli reklamlarda ifade farklılıkları ve çeviri biçimleri incelendiğinde doğrudan çeviri %74 oranla en sık tercih edilen yöntem olmuş; kısmi çeviri ve ek bilgiye daha az sıklıkla yer verilmiştir. Dil ötesi unsurlar açısından öncelik-sonralık yerleşimi göz önüne alındığında reklam metinlerinde Kazakçanın %73 oranla ilk sırada yer aldığı tespit edilmiştir. Bu bulgu, devlet dilinin görünürlüğünü artırma politikasının reklamlarda da yansıma bulduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak çalışma, Kazakistan’daki dil politikalarının, çok dilliliğin ve kültürel çeşitliliğin reklam metinlerine doğrudan etki ettiğini ve reklamın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ideolojik ve kültürel bir araç olarak da işleve sahip olduğunu göstermektedir.&lt;br/&gt;This study aims to examine the reflection of multilingualism in written and printed advertisements in Kazakhstan. Designed using a qualitative research method, the study analyzed 50 written/printed advertisement posters published between 2020 and 2024 through document analysis. The data were coded in line with four main sub-problems using the MAXQDA Pro 2022 software, and frequency distributions, expression differences, and language order were examined. According to the findings, the simultaneous use of Kazakh and Russian in multilingual advertisements is widespread; this is associated with both legal regulations and societal habits. The majority of the advertisements were found to belong to the food sector, followed by communication, finance, and public service announcements. English expressions were observed in the fields of food, technology, and media. Regarding expression differences and translation methods in multilingual advertisements, direct translation was identified as the most frequently preferred method, used in 74% of the cases, while partial translations and additional explanations were used less frequently. In terms of translingual elements and order of placement, Kazakh was positioned first in 73% of the advertisement texts. This finding indicates that the policy of increasing the visibility of the state language is also reflected in advertisements. In conclusion, the study shows that language policies, multilingualism, and cultural diversity in Kazakhstan directly affect three advertisement texts, and that advertising functions not only as an economic tool but also as an ideological and cultural instrument.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=96</link></item><item><baslik>Poet-Narratives and Biographical Dictionaries of Poets: A Comparative Analysis</baslik><title>Şairnâmeler ve Şuarâ Tezkireleri: Karşılaştırmalı Bir Analiz</title><description>Türk edebiyatı, köklü ve zengin yapısıyla farklı türlere ev sahipliği yapan bir gelenektir. Bu zenginliğin bir kolunu da biyografik nitelik taşıyan eserler oluşturmaktadır. Söz konusu eserlerin bir kısmı şairlerin hayatına odaklanmakta ve halk, divan geleneğinde farklı biçimlerde kendini göstermektedir. Halk edebiyatında “şairnâme”, divan edebiyatında “şuara tezkiresi” olarak adlandırılan bu eserler şairlerin biyografik ve edebî yönlerini kendi imkânları ölçüsünde ortaya koymaktadır. Çalışmanın amacı, şairnâmeler ve şuarâ tezkirelerinin farklı ve benzer yönlerini karşılaştırmalı bir analizle ortaya koyarak iki türün birbirine denk sayılamayacağını örneklerle açıklamaktır. Şairnâmeler, şairlerin adlarını tarihe not düşerek onların unutulmasını engelleyen bir değere sahiptir ancak genellikle yüzeysel bilgiler sunar. Buna karşılık şuarâ tezkireleri ise şairlerin hayatlarını daha detaylı şekilde ele almakta ve şiir örnekleriyle anlatımını zenginleştirmektedir. Ek olarak şairnâmeler ve şuarâ tezkireleri yapı itibarıyla de farklı özelliklere sahiptir. Dolayısıyla her iki türün Türk edebiyatında kendine özgü niteliği, yeri ve kıymeti vardır. Çalışmada ulaşılan sonuçlar, bu iki müstakil türü aynı kefeye koymanın her birinin özgün taraflarını göz ardı etmek anlamına geleceğini göstermektedir. &lt;br/&gt;The Turkish literary tradition is a deep-rooted and rich heritage encompassing various genres. One branch of this tradition consists of works with biographical content. Among them, it is possible to identify literary genres that focus specifically on the lives of poets. These genres have manifested differently within folk literature; they appear as şairnâme (poet-narratives), while in divan literature, they take the form of şuarâ tezkireleri (biographical dictionaries of poets). Both types present the biographical and literary dimensions of poets within the limitations of their respective forms. This study aims to examine the similarities and differences between şairnâmes and şuarâ tezkireleri through a comparative analysis and to demonstrate with examples that these two genres should not be considered equivalent. While şairnâmes serve the valuable function of recording poets’ names in history and preventing their obscurity, they often provide only superficial information. In contrast, şuarâ tezkireleri offer a more detailed portrayal of poets’ lives and enrich their content with examples of poetry. Therefore, each type holds a distinct place and value within Turkish literary history. The findings of the study indicate that treating these two independent genres as equivalents would mean disregarding the unique characteristics and contributions of each.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=97</link></item><item><baslik>Problems Encountered in Writing Minstrel Biographies</baslik><title>Âşık Biyografisi Yazımında Karşılaşılan Problemler</title><description>Sözlü şiir geleneğinin başlıca verimlerinden biri âşık şiiridir. Âşıklar, genellikle bir müzik aleti eşliğinde irticalen söyledikleri bu şiirleri halk önünde dile getirirler. Söylenen bu şiirler ilk andan itibaren sözlü geleneğin bir parçası olur ve bu şekilde gelenek içerisinde yaşamaya devam eder. Bu çalışmada âşık biyografisi yazımında kullanılan yöntemler ve bu yöntemlerden hareketle biyografi yazımı sırasında ortaya çıkan problemler, doküman analizi yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Âşıklar için yazılan biyografilerde temel kaynakların şiirler ve halk hikâyeleri olduğu tespit edilmiştir. Ancak sözlü gelenek içerisinde yaşayan ve daima değişime açık olan bu şiir ve hikâyelerin âşık biyografisi yazımında kesin bir kaynak teşkil edememesi başlıca problem olarak görülmüştür. Çalışmaya bu problemler hakkında yapılmış çeşitli tartışmalar, hayat hikâyeleri ile ilgili kesin bilgilere ulaşılamayan âşıklardan ve şiirlerinden örnekler dâhil edilmiştir. Yaşayan âşıkların biyografilerinin yazımında karşılaşılan tutarsızlıklar gibi problemlerin yapılacak alan araştırmaları vasıtası ile düzeltilebileceği, ancak sözlü geleneğe mal olmuş âşıkların biyografilerinde eksik ya da tartışmalı olan noktalarda kesin kanıtlara ulaşılmasının oldukça zor olduğu sonucuna varılmıştır.&lt;br/&gt;One of the main products of the oral poetry tradition is the minstrel poem. Minstrels usually recite these poems extemporaneously, accompanied by a musical instrument, in front of an audience. From the moment they are recited, these poems become part of the oral tradition and continue to live on within that tradition. This study examines the methods used in writing minstrel biographies and the problems that arise during the writing process, using the document analysis method. It has been seen as a major problem that the primary sources for biographies written about minstrel poets are poems and folk tales, but these poems, which exist within the oral tradition, cannot constitute a definitive source. Various discussions on these problems, as well as examples from minstrel poets and their poems, for whom definitive information about their life stories cannot be obtained, have been included in the study. It was concluded that problems such as inconsistencies encountered in writing the biographies of living minstrels could be corrected through field research, but that it was quite difficult to obtain definitive evidence for points that were incomplete or controversial in the biographies of minstrels who belonged to the oral tradition.</description><pubDate>Mon, 01 Jan 0001 00:00:00 GMT</pubDate><link>http://www.turanusbb.com//DergiTamDetay.aspx?ID=98</link></item></channel></rss>